Aynur ÖZKAN

Aynur ÖZKAN

15 Mayıs 2024 Çarşamba

JAPONYA GEZİM

JAPONYA GEZİM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Konnichiwa (Merhaba)…                                                                                                                                   Japonya ve Güney Kore’yi görmek, kalbimin en güzel köşesinde taht kurmuş bir hayaldi benim için. Özellikle Sakura döneminde Japonya‘yı görmek. İki hafta gibi kısa sürede çiçeklerini döken bu kiraz çiçeklerini dökmeden yakalayabilmek. Şimdi bu hayali gerçekleştirmiş olmanın verdiği mutlulukla öncelikle Japonya’yı yazıyorum sonrasında da Güney Kore… Neden Sakura dönemini tercih ettim? Japonya sokaklarını pembe çiçekleriyle güzellik katan Sakura ağaçlarının açması, Japonya’nın en güzel zamanı olarak kabul ediliyor. Japon kültüründe önemli bir yere sahip olan bu ağaç, yeniden doğuşu simgeleyen Türkçe “Kiraz çiçeği” orjinalinde ise “Sakura” olarak biliniyor. Sakuralar, yılda sadece bir defa Mart ayının sonu ile Nisan ayının başlarında açıyor.                                                         

Japonya gezimiz; İstanbul Havalimanı’ndan kalkan THY tarifeli uçak yolculuğumuz ile başladı. Yaklaşık 12 saat süren yolculuk sonrası Japonya’nın başkenti Tokyo Narita Havalimanı’na ulaştık. Japonya, Türkiye’ye göre 6 saat ileride olduğu için saatlerimizi 6 saat ileriye aldık. Japonya’nın Tokyo, Osaka, Kyoto, Nara, Kobe, Kamakura şehirlerini ve Hakone, Kişimoto kasabalarını gördüm. Gezerken gördüğüm, bilgi edindiğim Japonya kültüründen biraz bahsedeyim: Trafikte hem araçlar olsun hem de yayalar, hiçbir şekilde trafik kuralı ihlali yapmıyor. Sokaklarda çöp kutusu yok. Çöplerinizi yanınızda taşıyıp bulduğunuz bir yerde atıyorsunuz. Bu sebeple sokaklar ve mekanlar tertemiz. Hani derler ya “Sokakta bir çöp bulamazsın” diye o misal. Sokaklarda, açık mekanlarda sigara içilmiyor. Sokaklara 1-2 km. arayla serpiştirilmiş sigara içme alanları yapılmış. Kalabalık olan alanlara bir de görevli bakıyor. Alan doluysa görevli sırayla alıyor. Diyelim, bir işyerinde çalışıyorsunuz canınız bir sigara çekti: Merdiven aralığı, çatı, tuvalet, bina önü falan içerim demeyin. Japonlar kurallara uyuyorlar ya da uymayanları ikaz ediyorlar. Kaldığımız otellerin önünde dahi içemedik. 500 mt. kadar ilerideki sigara alanlarında içebildik. Zaten otelin resepsiyonundaki görevli sizi yönlendiriyor. İnsana sigarayı bıraktırı, bu alan bulma meselesi. “Herhalde Japonlar da bunu istiyor olmalı” ! Sokaklarda başıboş hiçbir hayvan göremiyorsunuz. Hayvan sahipleri kedilerini, köpeklerini el arabasıyla dolaştırıyor. Japonya’da selamlaşma , iki elini çenenin altında birleştirip hafifçe eğilerek yapılıyor. Eğilmek bir merhabayı ve saygıyı simgeliyor. Tokalaşma, sarılma gibi kavramlar yok. Japon halkı çok çalışıyor. Özellikle erkekler. Bu yüzden internet kafelerde konaklama ve kapsül otel denilen küçük otellerde konaklama kültürü gelişmiş. Kaldığımız otellerin lobisinde diş fırçası, diş macunu, tarak, cilt kremleri, gecelik gibi günlük ihtiyaçları gideren malzemeler bulunuyordu. Konaklamaya gelen alıp odasına çıkıyor. Çalışanlar siyah ya da gri gibi koyu renkli takım kıyafet giymek zorundalar. Resmi dilleri Japonca. İngilizce bilseler de mekan isimleri olsun sokak tabelaları olsun sadece Japonca yazılı. Japonca yazısı, çizimli karakterlerden oluştuğu için biraz zorlandık. Japon gençleri evlenip çocuk sahibi olmak istemiyorlar. Japonya hükümetinin, çocuk sahibi olmaya teşvik etmek için yaptıkları yardımlar da yeterli gelmiyormuş. Japon kadınları, göğüs dekolteli kıyafetler giymiyor. Kısa giymelerinde sorun yok. Yemek kültürü olarak; genelde katı yiyecekler yedikleri için yemekler tabaklarda satılıyor. İçindeki çeşitliliğe göre göre fiyat değişiyor. Ayakta yiyip geçiyorsunuz. Sıvı yemek olarak genelde çorba tüketiyorlar. Masada çatal, kaşığın yanında mutlaka şu meşhur yemek çubuklarından oluyor. Japonlar bu yemek çubuklarına “Hashi”,   “Waribashi”, “Chopstick” gibi isimlerle adlandırıyorlar. Çiğ ve soğuk yemekleri, örneğin çiğ balığı (sushi) daha kolay yiyebilmek için bu çubukları kullanıyorlar.

Deniz ürünlerini ve etleri kurutarak da tüketiyorlar. İlginç bulduğum bir durum da, kahvaltı dışında ekmek yemiyorlar. Çocuklarına günde 5 tane yumurta yediriyorlar. Sadece yeşil çay içiyorlar. Bir de farklı Matcha çayları meşhur. Matcha çayını kek, çikolata, gofret gibi tatlılarda kullanıyorlar. Diğer yeşil çaylar dünyanın her bölgesinde yetişebilirken, Matcha, Japonya’ya özgü. Turistlere çay seremonileri düzenleyerek bu çayı sunuyorlar. Bambu ormanı içinde bize düzenledikleri çay seramonisinde Matcha çayı ikram edildi. Ben tadını beğenmedim ve içemedim. Ama hediyelik olarak yakınlarımıza Matcha çaylı gıda ürünlerinden almayı ihmal etmedik. Kaldığımız otellerde ve restoranlarda siyah çay bulamadık. Kahvaltıda peynir, zeytin yok. Japonya’da kaldığım süreç içerisinde peynire , zeytine, siyah çaya hasret kaldım. Oturanlara her türlü konforu sağlayan teknolojik tuvaletlerinden bahsetmeden geçemeyeceğim. İlk başta tuvaletlerini çözmek için bayağı uğraştık. Klozetlerin üzerinde on tane kadar düğme var. Hepsinin de birer fonksiyonu var. Bastığınızda ya bir tane taharet çubuğu çıkıyor ya da havalandırması çalışıyor. Klozete oturduğunuzda adeta bir sıcaklık hissediyorsunuz. Klozetin ısısı isteğe bağlı olarak ayarlanabiliyor. Tuvalette sesinizi kimsenin duymasını istemiyor musunuz? O zaman ses tuşuna basıp sifon sesi çıkarmaya başlayabilirsiniz. Kurutma özelliği de mevcut.

Aynı saç kurutma makinesi gibi ama çepeçevre sıcak hava üfleyerek kurutuyor. Sifon düğmesini bulmak için de bir hayli çaba harcıyorsunuz. Çoğu da sensörlü. Araçların direksiyonu sağda. Trafik soldan işliyor. Trafiğin soldan akan bazı ülkelerin, zamanında İngiliz sömürgesi olması trafiğin neden soldan aktığını açıklıyor. Ancak tarihlerinde hiçbir zaman İngiliz sömürgesi altına girmemiş olan Japonya trafiğinin soldan akmasının başka etkenleri varmış: Japonya’da 12. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar devam eden dönemde Samuraylar, ülkenin en güçlü ve saygın sınıfıymış. Samuraylar at üzerinde kılıç kullanırken, sağ ellerini kullanmaları gerekiyormuş. Bu yüzden at arabaları ve yayalar da yolun solundan gitmeyi tercih ediyorlarmış. Ayrıca Japonya’nın ilk demir yolu hattı da İngiltere’den alınan trenlerle ve İngiliz mühendislerin yardımıyla kurulmuş. Bildiğiniz gibi Japonya, teknolojide dünya devi olmayı başarmış. Bic Camera Teknoloji Mağazası’na girdiğimizde, teknolojik ürünlerin çeşitliliği ve fiyatların Türkiye’ye göre ucuz olması dikkatimizi çekti. Alışveriş yapmanın tam yeri. Japonya, Türklerden vize istemediği için Japonya’ya gitmek de daha bir kolay. Japonya için anlatılacak çok şey var !! Yazımın devamı olarak Japonya’da görülecek yerleri anlatacağım. Görüşmek dileğiyle… Sayonara (Hoşçakalın).

Devamını Oku

SELCENLİLER 12. BAHAR YÜRÜYÜŞÜ                                                                               

SELCENLİLER 12. BAHAR YÜRÜYÜŞÜ                                                                               
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 5 Mayıs 2024 Pazar günü Selcenliler Bahar Yürüyüşü etkinliği gerçekleşti. Doğayı sevenler, yürüyüşü sevenler oradaydı. Biz de dostlarla oradaydık. Her yıl düzenlenen bu etkinlik, gelenek haline gelmiş, Pazar günü de 12. si gerçekleşmiştir. Selcenliler için birlik ve beraberliği pekiştirmek adına önemli bir etkinlik. Selcen Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen bu etkinliğe katılım fazlaydı. Yürüyüşe Çal Belediye Başkanı Ahmet Hakan da katıldı. Yürüyüş, Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Enver Üşür bey öncülüğünde başladı.

 Sabah saat 08.00’de Denizli İstasyon karşısından bizler için ayarlanmış minibüslere binerek Sakızcılar Köyü’ne hareket ettik. Sakızcılar Köyü’ne varınca bütün katılımcılara kahvaltı verildi. Huzur veren doğanın içinde, mis gibi kokan yeşilliklerin arasında kahvaltımızı yaptık. Sakızcılar Köyü, Ağlayan Kaya Şelalesi’nin üstü konumunda yer alıyor. Kahvaltı sonrası yürüyüşümüz başladı. Çökelez Dağı manzarası eşliğinde Karakaya ve Kaplanlar Köylerini geçerek Selcen Köyü’ne ulaştık. Selcen Köyü’ne varınca biz katılımcılara yemek servisi yapıldı. Yemekte köy halkının el emeği, yöresel yemekleri ikram edildi. Ardından da çay servisi. Daha ne olsun…Kahvaltı, yemek ve temiz bir doğanın içinde yürümek…O kırmızı kiremitli köy evlerinin arasında yürüyerek keyifli zamanlar geçirdik. 20 km. kadar yol yürüdük. Yağmura yakalanmadan yürüyüşümüzü tamamladık. Güzel bir günü bitirirken saat 16.30’da geldiğimiz minibüslerle Denizli’ye geri döndük.

Selcen, Denizli’nin Çal ilçesine bağlı bir mahalle. Geçim kaynakları, bağcılık ve hayvancılık. Köyde 4 tane şarap fabrikası var. Köy denilince; aklıma her zaman şair Ahmet Kutsi Tecer’in yazmış olduğu “Orda bir köy var uzakta. O köy bizim köyümüzdür. Gezmesek de tozmasak da o köy bizim köyümüzdür” dizeleri ile söylediğimiz şarkı gelir. Bu güzel etkinlikte emeği geçenlere ve sponsor olanlara teşekkür ederiz. Önümüzdeki sene 13. sü düzenlenecek olan Selcenliler Bahar Yürüyüşü’nde görüşmek dileğiyle…

Devamını Oku

İLKLERE İMZA ATAN TÜRK KADINLARIMIZ!                        

İLKLERE İMZA ATAN TÜRK KADINLARIMIZ!                        
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Dünya Kadınlar Günü” ya da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”, her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. Peki, Dünya Kadınlar Günü neden 8 Mart’ta kutlanıyor? Kadınlar Günü’nün çıkış noktası, ABD’de 8 Mart 1857’de yaşanan olaylara dayanıyor. Daha iyi çalışma koşulları talep eden 40 bin kadın işçinin grevi sırasında polisin işçileri tekstil fabrikasına kilitlemesinin ardından çıkan yangında 120’den fazla kadın işçi hayatını kaybetti. Olayın ardından, 8 Mart 1908’den başlayarak her yıl New York’ta birçok kadın işçi, iş hayatlarında haklarının artırılmasını ve kadınlara oy hakkı verilmesini talep eden gösteriler düzenledi. Gösterilerin başlamasından 2 yıl sonra 1910’da kadın hakları savunucularından Alman Clara Zetkin ve Kate Duncker, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’daki “Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı”nda 1857’de hayatını kaybeden işçilerin anısına 8 Mart’ın Kadınlar Günü olarak kutlanmasına ilişkin öneri sundu ve bu öneri oybirliğiyle kabul edildi. Kadınlar Günü ilk olarak 19 Mart 1911’de Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de yapılan etkinliklerle kutlanmaya başlandı. 1977 yılında BM tarafından 8 Mart günü “Dünya Kadınlar Günü” olarak resmiyet kazandı. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlarımız erkeklerden çok daha sonra söz sahibi olmuşlar, uzun mücadeleler sonucunda bileklerinin hakkıyla birçok alanda meslek sahibi olmuşlardır. Ülkemizin mesleklerinde ilk olmuş, kendilerini tarih sayfalarına yazdırmış nice başarılı kadınlarımız var. Gelecek nesillere umut ışığı olan, ilham veren bu kadınlarımızı birlikte bir kez daha hatırlayalım…   – ilk kadın tiyatro oyuncusu: AFİFE JALE   – İlk kadın opera sanatçısı: SEMİHA BERKSOY   – ilk kadın doktor: SAFİYE ALİ    – ilk veteriner hekim: SABİRE AYDEMİR   – ilk kadın eczacı: FATMA BELKIS DERMAN  – ilk kadın arkeolog: JALE İNAN – İlk kadın inşaat mühendisi: SABİHA RIFAT GÜRAYMAN (Anıtkabir’in inşasında baş kontrol mühendisi olarak görev almıştır) – ilk kadın avukat: SÜREYYA AĞAOĞLU – ilk kadın savaş pilotu: SABİHA GÖKÇEN (İstanbul’da bulunan havalimanına ismi verilmiştir. Atatürk’ün manevi evladıdır) – ilk kadın gazeteci: SELMA RIZA FERACELİ – ilk kadın romancı: FATMA ALİYE  – ilk kadın heykeltraş: SABİHA BENGÜTAŞ – ilk kadın seyyah: FATMA MERAL HOME SEVER – ilk kadın milli tenisçi: BÜŞRA ÜN- İlk televizyon spikeri: NURAN DEVRES – İlk kadın dağcı: EYLEM ELİF MAVİŞ (Everest’te zirveye çıkmayı başarmıştır) – ilk kadın film yönetmeni ve yıldızı: CAHİDE SONKU – ilk kadın dünya güzeli: KERİMAN HALİS ECE  – İlk futbol hakemi: DRAHŞAN ARDA   – ilk milli maç hakemi: LALE ORTA – ilk kadın başbakan: TANSU ÇİLLER  – ilk kadın bakan: TÜRKAN AKYOL ve burada saymadığımız nice kadınlarımız…NENE HATUN, HALİDE EDİP ADIVAR, ZÜBEYDE HANIM, LATİFE HANIM kadınlarımız…ve yanımda olmasa da anılarımızla yaşattığım canım annem HURİYE ÖZKAN… MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, ailenin direği olarak gördüğü kadına çok büyük önem vermiştir. Sözleriyle de her zaman dile getirmiştir. “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” “Dünyada her şey kadının eseridir. Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.”

Devamını Oku

DENİZLİMİZİN HALK OZANI OKAN ÖZKAN’IN YENİ SİNGLE’I ÇIKTI                               

DENİZLİMİZİN HALK OZANI OKAN ÖZKAN’IN YENİ SİNGLE’I ÇIKTI                               
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün de müzik tadında bir sohbetimiz olsun diyelim ve sizlere müzik keyfinde güzel bir haberim var !! Sazıyla, sesiyle gönüllere dokunan Denizlili halk ozanımız saz sanatçımız OKAN ÖZKAN’ın “ Vay Vay” isimli yeni single’ı çıktı. 14 Şubat’ta izleyicilerle ve müzikseverlerle buluştu. Sözü ve müziği SADİ CESUROĞLU’na ait olan, sazıyla sesiyle OKAN ÖZKAN’ın yorumladığı bu güzel türkü, bir “Sevda Türküsü”…“Sevenlerin Sevdalıların Türküsü”…  – VAY VAY –      

 Toprak ağlar göğe doğru

Yağmur yağar yere doğru

İnsanoğlu yardan ayrı kalırsa Vay vay

Sönmez ateşim közünden

Iradık yarin gözünden

Yalancı yarin yüzünden

Vay vay

Bir sevda düşer özüne

Yanarsın ateş közüne

Hasret kalırsın yüzüne

Vay vay                    

sözleriyle ve yorumuyla @OkanÖzkan YouTube kanalı ve Dijital platformlarda yerini aldı…                                                                                                                               Siz okuyucularımın arasında OKAN ÖZKAN ustamızı, konserlerden ya da sosyal medyadan tanıyanınız vardır. Ben de kendisini Denizli Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı’ndan tanıyorum. Gelin birlikte kendi anlatımıyla OKAN ÖZKAN ustamızı, daha yakından tanıyalım:  1976 yılında Hollanda Losser’de doğdu. 9 yaşında Türkiye’ye döndü. 10 yaşından itibaren bağlama çalmaya başladı. 1991 yılında Belediye Konservatuarı’na başladı. 1996 yılına kadar eğitim alıp konserlere çıktı. 1998’de askerden döndükten sonra aktif müzik hayatına başladı. Başta TRT olmak üzere birçok kurumda görev yaptı. Ülkenin önemli yerel ve ulusal THM solistlerine birçok konser, festival ve albüm çalışmalarında bağlaması ile eşlik etti. Birçok projede ve albüm çalışmalarında bağlaması ile katkıda bulundu. 2017 yılında Denizli Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı’nda bağlama eğitmeni olarak göreve başladı. Halen aktif sahne hayatına Denizli Büyükşehir Belediye Konservatuarı’nda devam etmektedir. Uzun zamandır ertelediği “Vay Vay” isimli yeni single’ını çıkardı.      Sazına, sesine, yüreğine sağlık OKAN ÖZKAN … Biz türküyü çok sevdik. Bir de siz kendisinden dinleyin …  NEŞET ERTAŞ ustamız ne demiş: “Nerede bir türkü söyleyen görürsen korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur.”

Devamını Oku

ANTİK DÖNEMİN KEHANET MERKEZİ : APOLLON TAPINAĞI ve DİDYMA ANTİK KENTİ  

ANTİK DÖNEMİN KEHANET MERKEZİ : APOLLON TAPINAĞI ve DİDYMA ANTİK KENTİ  
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Her sene yerli ve yabancı pek çok turist çeken Apollon Tapınağı, Aydın’ın Didim ilçesinde yer almaktadır. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yerini almıştır. İon tarzında yapılmış dünyanın en büyük 3. tapınağı olarak geçiyor. Zeus’un oğlu Apollon’a adanan tapınak, İyonyalılar tarafından yapılmıştır. Antik ismi, “Didymaion, Didyma” olarak geçer. Didyma, aslında günümüzde bir antik kent olsa da o dönemlerde kutsal bir yerleşim yeriymiş. Ayrıca önemli bir kehanet merkeziymiş. Liman kenti olan Miletos ve o bölge için dini ve siyasi açıdan önemli bir rol oynamış. Miletos’tan gelen kutsal bir yol ile bağlantısı varmış. O dönemin Büyük İskender, Diocletianus gibi önemli imparatorları burayı ziyaret edince önemi daha da artmış. Milat’tan önceki yüzyıllarda yaşayan insanlar kehanet, büyü, fal gibi şeylere çok inanırlar, bu inançları onların yaşamlarını yönlendirirmiş. Tapınak görevlileri, gelecek hakkında tahminler yürütüp adaklar adanırmış. Didyma ile ilgili ilk bilgiler, Herodot’un yazılı kaynaklarından elde edilmiş. Apollo’nun kutsal yeri, Persler tarafından M.Ö. 494’de yıkılmış, M.Ö. 311’de mabet yeniden inşa edilmiş. Artemis, Zeus, Aphrodite mabetleri gibi diğer yapılar da Roma döneminde devam etmiş. Sonrasında ise; tek tanrılı döneme geçişle birlikte Hristiyanlık yayılmaya başlayınca burası önemini yitirmeye başlamış. Kahinlerin söyledikleri şeytanca görülmeye ve yasaklanmaya başlanmış. Hristiyanlığın yaygınlaşması ile M.S.5.. yy ve M.S.6. yy’da buraya bir kilise yapılmış. Bu muazzam tapınak, iki sıra halinde 124 sütundan oluşmuş, önemli bir kısmı ayakta kalmış, 1906-1913 yılları arasında yapılan kazlıar ile gün ışığına çıkarılmış. Halen restorasyon ve konservasyon çalışmaları devam ediyor. Burayı ziyaretim sırasında özellikle sütunlar üzerinde çalışmalar vardı. Tapınakta en çok ilgiyi çeken kuşkusuz Medusa başı heykelidir. Mitolojide Medusa’nın hikayesi şöyle geçer: Medusa, dünyalar güzeli bir kızmış, tanrıların bir çoğu ona aşık olmuş. Kendini Zeus’a adayan Medusa, iki kız kardeşi ile beraber Athena’nın tapınağında yaşarmış. Athena, Poseidon ile berabermiş.

Ancak Poseidon, Medusa’ya aşık olmuş ve bir gün Medusa’ya sahip olmuş. Athena, Zeus’dan bu durumu öğrenince kıskançlığından Medusa’yı ve kardeşlerini cezalandırmış. Medusa’nın saçlarını yılana çevirerek yüzüne bakılmaz bir hale getirmiş. Ayrıca kimseyi bakışıyla etkilemesin diye, onun yüzüne bakanların taşa dönmesi için onu lanetlemiş. Sonrasında Hyperborea’ya sürgün göndermiş. Buraya sürgün giden Medusa’nın son olarak Athena tarafından gönderilen Perceus tarafından kesildiği söylenir. Perceus’un taşlaşmamak için Medusa’ya ayna kullanarak yaklaştığı belirtilir. Perceus, Medusa’nın kafasını kestikten sonra düşmanlarını taşa çevirmek için uzun bir süre kullanmaya devam etmiş. Yunanlılar, Medusa’nın yılan başını korumak istedikleri tapınaklarına, binalarına, eşyalarına, zırhlarına işlemişler. Bu yüzden Türkiye’yi ve yurtdışını gezerken Medusa başı heykeline mutlaka rastlarsınız. İstanbul’daki Yerebatan Sarnıcı’nda Medusa başını ters olarak görmüştüm. Belki görmüşsünüzdür, Didim Altınkum sahilinde belediyenin temsili yapmış olduğu Medusa Heykeli bulunur. Altında da size anlattığım Medusa’nın hazin hikayesi yazar.                                                                         Apollon Tapınağı’nın neden yapıldığına dair bir de hikayesi vardır: Apollon, bir gün bir çoban ile karşılaşır. Apollon, tüm sırlarını ve kehanetlerini çobana anlatır. Çoban bunları öğrendikten sonra Apollon Tapınağı’nı yapar. Böylece çobanın sülalesi yıllar boyunca tapınağı korur ve pek çok önemli bürokrat ya da asker ve komutan gibi sayısız zengin insan da şifa bulmak amaçlı bölgeye gelir. Bu sebepten dolayı Apollon Tapınağı, çok uzun yıllar boyunca dünyanın en önemli merkezlerinden biri olarak kullanılmış.  

Didim’e yolunuz düştüğünde, bu görkemli Didyma ören yerine Apollon Tapınağı’na uğrayın derim. Didim halk minibüsleri ile buraya rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca müze kartı geçerli. Ören yerinin hemen karşısında bulunan “Yoran Mübadele Anı ve Kültür Evi” ‘ni de ziyaret edebilirsiniz. Didim’in tarihine ve kültürüne ışık tutmak amacıyla 2019 yılında hizmete açılmış. İki katlı olan ev, Didim Belediyesi tarafından satın alınarak müzeye dönüştürülmüş. İçerisinde geçmiş dönemlerde kullanılan eşyalar, objeler, fotoğraflar bulunuyor.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.