Mine KAYAÇELİK

Mine KAYAÇELİK

30 Kasım 2022 Çarşamba

GÜZELLİKLERE SAHİP OLMAK

GÜZELLİKLERE SAHİP OLMAK
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Önce dünyaya gelir, hayat sahibi olur. Hayatı Devam ettirebilmesi için can olur. Cana da hareket ve canın giyeceği bir elbise, beden olur. Bu yeni hayat, can ve bedenle birlikte bir aile sahibi olur. Bu sahip olduklarının yanında hayatta tutunabilmek, daha iyi şartlarda yaşamak, bir takım kazanımlar elde etmek için haklara sahip olur. 

Olmak, sahip olmak, bir şeyler olmak, erdem ve fazilet sahibi olmak, mal mülk sahibi olmak, kariyer sahibi olmak, fikir sahibi olmak, hür olmak, özgür düşünce sahibi olmak, hayat ve hayatı idame ettirecek can ve beden sahibi olmak, sahip olduğumuz hayatı anlamlandıracak akıl sahibi olmak, hayata değer katacak aile, şan, şeref ahlâk sahibi olmak, dünyada bir yer yurt edinmek için vatana ve millete ait olmak ve daha nice sayamadığımız, aklımıza gelmeyen sahip olduklarımız. Bunlar, ancak insan olmak ile olunur. İnsanın insan olması için olacağı en büyük ve en önde gelen olgusu erdem, ahlâk ve fazilet sahibi olmasıdır. 

Evet, insan hayat sahibi ve ardından can, beden sahibi olduktan sonra bilgi sahibi olur. Yeni öğrendikleri ve tecrübeleri ile bir gaye ve hedef sahibi olur. Bu sahibi olduğu gaye ve hedef için var gücüyle çalışma gayreti içinde olur. Hayali, bu hedefini gerçekleştirmek olur. Sahip olunan her şeyin bir bedeli olduğu gibi bu gaye ve hedefin de engelleri olur. İnsan, karşısında oluşan engellemelere ve her türlü olumsuzluklara aldırmadan gayenin olması için umut ve azimle çalışma gayreti içinde olursa başarılı olur ve muradına ermiş olur. 

İnsan, gayesi her ne olursa olsun mutlaka o şeyin en iyisi olmak arzusunda olur. Evet, gönül en iyisi olmak hayali içinde olur. Bunun olması için de iyi ve halis niyet sahibi olmak düsturunu unutmuş olmamalıyız

Hayat sahibi olmak, insana en büyük ikram, en mükemmel Lütfu ilahidir. Hayat büyük bir nimet, hayatın her daim, güzellikle devamlı olması için yaşamın mükemmel olması gerek. Yaşantımızın mükemmel olması için hayatın mihengi bir gaye ve hedef üzerine olmalı. İnsan hedefine ulaşınca mutlu ve huzurlu olur. Fakat, bazı insanlar maalesef hedefine ulaşmış olamazlar. Bu da onlar için bir hayal kırıklığı olur. 

Evet, bize paha biçilmez bir nimet olan yaşantımızda bazen olmak istediklerimizi olamıyoruz. Hedeflerimizin ve gayelerimizin gerisinde oluyoruz. Hayallerimiz olmayınca olduğumuz yeri umursamaz oluyoruz. Hayat çekilmez oluyor. Olması gereken en büyük hedefimiz, ahlaki değerler fazilet ve erdem sahibi olmak. Eğer doğru ve fazilet sahibi olursak her ne olursak olalım hayatımız mükemmel olalım. Varsın hedefimiz, gayemiz olmasın. Olduğumuz yerin en iyisi olalım. Yani olmazsak olalım. 

Devamını Oku

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Minnet duyduğumuz öğretmenlerimizin öğretmenler kutlu olsun. Bütün okullar neşe dolmuş öğretmenlerine özel hediyeler almıştır. Bu günü kutluyordur. Bize okumayı, yazmayı, sevmeyi, sevilmeyi, saygı duymayı, kardeşliği bütün güzellikleri öğretenlerdir. Ailemizden çok öğretmenlerimizle vakit geçiriyor. Yanlışlarımızı doğrularımızla onlar ilgileniyor. Okutup güzel yerlere geldiğimizde bizden daha çok onlar mutlu oluyor. Verdikleri emeklerinin karşılıklarını öğrencilerin memur olduklarında alıyorlar. 24 Kasım 1928 Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa kemal Atatürk’ün millet mekteplerinin başöğretmenliği kabul ettiği gündür. 24 Kasım günü olarak bilinen bu gün her yıl kutlanır. Bu gün geldiğin de şiirler yazılır şarkılar söylenir. Heyecan dolu gün yaşanır.

Hepimizin öğrencilik hayatın da ilk Şair Tarık Orhan’nın şu şiir gelmiştir akıllarımıza;

BAŞÖĞRETMEN

Atatürk benim,

Başöğretmenim,

Ne öğrendiysem,

Ondan öğrendim.

Yenilikleri,

Hep o düşünmüş,

Milleti için,

Ağlamış, gülmüş,

Çocuk kalbimle,

İlk onu sevdim,

Atatürk benim,

Başöğretmenim.

Evet, çoğumuz tanımıyoruz. Ama o bizim başöğretmenimiz ilk öğretmenliği öğreten. Ülkesi için ailesi için her türlü fedakârlığı yapan herkes için canını içe sayan başöğretmenimizin de öğretmenler günü kutlu olsun. Tüm öğretmenler birer çiçektir.

Devamını Oku

HATIRLAYABİLMEK

HATIRLAYABİLMEK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hayat dediğimiz şey, yaşananları ve o yaşanan zamanı, geride hiç bir şey bırakmamacasına, acımasız bir şekilde önüne katıp sürüp gider. Hayat, daha yeni filizlenmiş, topraktan yeni patlamış gibi yenice açan hayaller, umutlar sevinçler greyderin toprağı kazıyıp sürdüğü gibi tüm yaşanmışlıkların iniş çıkışlarını dümdüz ederek yoluna devam eder. Geride sadece hatıralar kalır. Bildiklerimiz, öğrendiklerimiz, yaşadığımız her ne varsa geride kalmıştır. Onları geriye getirmek imkânsızdır. İşte hayat böyle yaşadıklarımızı yutan bir canavardır desek yanlış söylemiş olmayız herhalde.

Hayata buradan baktığımızda, hayatı anlamsız, boş geçen bir vakit gibi görürüz. Fakat hayat bizim için en büyük değerdir. Geçmişten öğrendiğimiz her şeyi yine yaşadığımız hayatın içinde yaparız. Her şeye rağmen hayatı anlamlı kılan ve değerine değer katan nedir? İşte burada devreye hatıralar, yaşadıklarımızın hatırlamaları girer. Hayat hatırlamalarla anlam kazanır. İlim hayatımızın en büyük sermayesidir. İlim, yaşadıklarımızın her safhası, tecrübelerimiz, öğrendiklerimizdir. Bu bilgi, tecrübe ve öğrendiklerimizi hatırlamamız sayesinde ortaya çıkartır ve işlevsel hale getiririz.

Evet, ilim hatırlamakla hayat bulur. Eğer hatırlamak elimizden, zihnimizden ve aklımızdan alınsa, hayatın, o yaşadıklarımızın, öğrendiklerimizin hiçbir manası kalmaz. Büyük çaba ve gayretlerle elde ettiğimiz bilgi, bize hiç fayda sağlamayacak ve bir anlam ifade etmeyecek. Görülüyor ki, hatırlama bize büyük bir nimet ve hayatımızın olmazsa olmazıdır.

Hatırlama, bizlere bütünüyle geçmişi zihnimizde canlandırır. Hatırlamanın bize bir faydası daha vardır ki, bu hayatımızın en önemli mihengi, manası ve anlamıdır. Bu mühim hatırlama bizi yaratan, hayat sahibi kılan Allah’ı anmak, hatırlamaktır. Hayatın gerçek manası ve huzuru bu hatırlamadadır. Ne güzel bir özelliğimiz unutmamak geçmişi. Şöyle sakin sessiz bir yerlerde oturup eskilere dalıp gitmek. Yaşadığımız acı tatlı günleri hatırlamak. Bazen düşünerek yaptığımız yanlışlardan ders çıkartıp aynı hataları yapmamak bile bize çok şey katıyor. Unutmamak sevdiklerimizi, yaşanan mutlu günleri bunları hatırlamak çok güzel. Hatırlanmak fark edemediğimiz doğadaki bize küçük basit gelen ama doğada büyük olaylara gebe olan hareketlerin farkına varabilmektir. Bir kuş cıvıltısı, arı vızıltısı, rüzgâr sesi. Bunlar her gün yaşanan basit olaylardır. Fakat rüzgâr eser, yağmur bulutlarını harekete geçirir ve yağmur yağar. Böylece tüm canlılar hayat bulur. İşte küçük gibi görünen bir rüzgâr, bütün canlıları etkiler.

Hatırlamak, olan bütün olayların gerisindeki yapanı, meydana getiren yaratıcıyı görüp büyüklüğü ve sonsuz kudreti hatırlayıp kendi aczini idrak ederek içten dua etmektir. Evet, hatırlamak ilim, hayat ve kul olmayı anlamak bilmektir.

Devamını Oku

ÖZLEDİK

ÖZLEDİK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hem hüzünlü hem buruk ama bir o kadar da gururlu 10 Kasım 1938 daha bu tarihte yoktum. Olmayı yaşamayı bir o kadar da çok isterdim. Büyüklerimiz o tarihleri görüp geçiren dedelerimiz ninelerimiz anlatır yaşananları Atatürk’ün kazandırdıklarını yaşattıklarını. Her defasında anlattıklarında gözleri dolarak hala o anları yaşıyormuş gibi paylaşırlar bizlerle tabi bizde onların anlattıklarını heyecanla can kulağı ile dinleriz. Okullara derslerde her yerde önemle bahsedilirdi. Tarih derslerinde hocamız anlatırdı nasıl birisi olduğunu, vatan sevgisini, çağdaşlığını, mücadeleci, sabırlı, başarılı, azmini örnek gösterirlerdi. Gerçekten örnek alınası bir insan. Her 10 Kasım geldiğinde okulda pencereler kapılar süslenir bayraklar asılır. Saygı sevgi hüzünle hala kalbimiz de yaşıyor olarak anarız bu anlamlı günü.   

Atatürk’ümüzün en güzel sözü şudur; beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterli. Diyerek kurmuştur cümlelerini evet biz onu görmedik belki ama yaptıklarını yaşadıklarını kazandırdıklarını anlayarak bizde yaşamış gibi hissederek onun varlığını daha iyi anladık. Kadılarımız tutsak gibi yaşıyordu. Seçme seçilme hakları özgürlükleri yoktu. Köle gibi kullanıp çalıştırmak isteniyordu. Kız çocukları okuyamaz erken yaşta evlendirilirdi. Bu düşünceleri ilkelere Atatürk sayesinde aşmışızdır. Savaşlarda cephelerde yılmadan omuz omuza topraklarını vermemek için kanının son damlasına kadar direnerek savaşmıştır. Topraklarımız vermemiş girdiği her savaşta kazanarak çıkmıştır. O çok zeki çok mantıklı hareket eden bir adammış. Her şeyi araştıran en ince ayrıntısına kadar düşünen nerde ne zaman hareket etmesi gerektiğini bilen birisiymiş. O biz gelecek nesiller için çok çapa vermiş çok emek harcamış. Şimdiki şuan ki nesli görse eminim hayatta olmak istemezdi. Çünkü şöyle çevremize hayatımıza baktığımız da insanların birbiriyle ilişkisi kopmuş. Ülkesi için toprakları için cesurca çıkıp savaşamayacak hale gelmiş bir toplumuz. Herkes aman banane benden uzak dursunlar bana buluşmasınlar havasında birlik hiçbir şekilde yok. Hattan zevk almaz hale geldik çünkü hem maddi hem manevi. Yorulduk çok yorulduk bizi anlamayan insanlardan sebepsiz yere kavga eden birbirini öldüren dehşetçe vahşice şeyleri duymaktan görmekten çok yorulduk. Keşke yaşıyor olsaydın atam keşke yine ülkemizi insanlarımızı hayata geçirseydin de böyle kötü günlerde olmak yerine senin varlığında olan birlik beraberlik olan yıllarda olsaydık. Nurlar içinde uyu sen bizim en nadide en özel yerimizde yaşıyorsun. Seni minnetle anıyoruz atam.

Devamını Oku

 EN GÜVENLİ SIĞINAK

 EN GÜVENLİ SIĞINAK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hayat, bir deniz misali durgun, dalgalı, fırtınalı geçip gider. Denizin en güvenilir hali durgun olmasıdır. Dalgalı veya fırtınalı zamanlarda gemiler sığınılacak bir liman ararlar. Eğer sığınılacak güvenli bir limanı bulamazlar veya o limana yetişemezlerse koca koca dalgalarla boğuşmak zorunda kalırlar.

Hayatımızda ise aynı deniz gibi durgun olarak ifade ettiğimiz anlar, monoton geçen veya mutlu ve sorunsuz yaşadığımız anlardır. Dalgalı veya fırtınalı olarak adlandırdığımız zamanlar ise hastalık hali ve musibetlerle dertlerin üzerimize karabulutlar gibi çöktüğü zamanlardır. Denizde en güvenli, emin ve tehlikesiz yolculuk yapabilmek için denizin durgun olması gerekir. Yaşadığımız hayatımızda ise, denizin tam tersi, en durgun halimiz bizim en tehlikeli anımızdır. Bela ve musibet içinde olduğumuz zamanlar bizim için zor görünür, çile ve ıstırap çekeriz. Fakat, ona göre tedbirimizi alırız. O belaya karşı direniriz çalışırız ve belanın üzerimizden gitmesi için elimizden gelen her şeyi yaparız. Belanın üzerimizden kalkması için fedakârlıkla yapamayacağımız şeyleri yaparız. Azimle üstesinden gelemeyeceğimiz şeylerin üstesinden gelir ve musibeti başımızdan def ederiz. Bunları yaparken çok zahmet çekeriz, acılar yaşarız. Neticede musibet sayesinde hayat direncimiz artarak hayata tutunarak, hayatta kalma mücadelesi vererek hep gelecek tehlikelere karşı dikkat ve dakik içinde oluruz. Bu, bize, hayatta başarılı olmayı ve dimdik ayakta kalmamızı sağlar. Hiçbir derdimizin olmadığı anlarda yani hayatımızı durgun olarak her türlü beladan, hastalıktan uzak yaşadığımız anlarda ise kendimizi hayatın ritmine uymaktan alıkoyarız. Çünkü, hayatın durgun olması ile monotonluk ve mutlu bir yaşam bizlere tekdüzelik bir hayatı getirir. Her türlü tehlikeden ve endişeden uzak bu tekdüzelik, hayata dair beklentilerimiz ve düşüncelerimiz yavaş yavaş kaybolur ve tamamen bizden çıkar gider. Böylece bizleri bir rehavet kaplar. Bu rehavet de bize kendimizi unutmamızı sağlar. “Biz kimiz? Neyiz? Bu dünyada işimiz ne?” gibi soruların cevaplarını unuturuz. En önemlisi de şeytanın tuzaklarına tam açık hedef oluruz. Şeytanın tüm hilelerine, her tülü desise ve aldatmalarına kanacak ve uyacak hale gireriz. Böylece şeytan, bizleri avlar. Kendisinin kurduğu  heves ağlarına atar ve biz pusuya düşmüş zavallı av vaziyetinde, yaratılışımızın gayesi Allah’a kulluktan uzaklaşmış bir şekilde şeytan, uzaktan bizleri şehvet dalgalarında derinden derine daldırır. O takılı kaldığımız ağlarda çırpındıkça daha da ağlara saplanırız ve dalgalar içerisinde kayboluruz. Aynı denizin ortasında bir anda fırtınaya kapılan gemiler gibi savunmasız ve çaresiz kalırız. Bizi kurtaracak birilerini bekleriz.

İnsan yaratılışında savunma mekanizması vardır. İster manevi ister maddi olsun her türlü tehlikede bu savunma mekanizması devreye girer kişiye tehlike sinyali göndererek uyarıda bulunur ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlar. Vücudumuzda bir organımız rahatsızlansa tüm organlar birleşip o organın rahatsızlığını gidermek için seferber olurlar. Herhangi bir yerimiz ağrısa tüm vücudumuz o ağrıyı hisseder. Aynı şekilde insan bir belaya düşerse hemen beyni alarm verir savunma mekanizması devreye girer, insan teyakkuza girerek tüm tehlikelere dikkat kesilir. Adımlarını daha dikkatli atar. O musibetin üzerinden gitmesi için elinden geleni yapar, çalışır, gayret eder ve olumsuz durumu ortadan kaldırmak için var gücüyle çalışır. Bu durum refleks olarak kişinin kendini koruma mekanizması ile kendiliğinden meydana gelmektedir. Doğru yolu bulmak doğru yolu bulduğunda o yoldan gitmek bizleri bütün kötülüklerden korur o yüzden her zaman iyi düşünelim iyi olsun…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.