Nilüfer BEKCİ

Nilüfer BEKCİ

02 Aralık 2022 Cuma

DEVELER TELLAL İKEN

DEVELER TELLAL İKEN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Bir varmış, bir yokmuş” la başlar. Evvel zamanda, kalbur saman içinde, bilinmeyen diyarlarda geçer. Öyle zamanlardır ki onlar, orada develer tellal, pireler berber olur. Oğlanlar analarının beşiğini sallar, uçurup hop diye Kaf dağını aşırır. Kaf dağında Zümrüdü Anka kuşu yaşar. Her yıl yanıp küllerinden tekrar doğar.

Her şey mümkündür o bilinmeyen zamanlarda. Cüceler devleri yener, fareler aslanları yer. Prensesler hep güzel, prensler yakışıklı ve beyaz atlıdır.

Kötü krallar vardır, haramiler vardır, fakir ama dürüst köylüler, saf ama yürekli çobanlar vardır. Kötüler hep yenilir oralarda. İyiler pek çok zorluklardan geçerler ama sonunda ömür boyu mutluluğu hak ederler.

Anladınız, masallardan bahsediyorum. Sağlıklı büyüyen hiçbir çocuk masalsız büyümemiştir herhalde. Masal hem onu anlatan ya da okuyan kişi ile çocuğun duygusal bağını güçlendiren bir köprü hem de çocuğun ruhsal ve bilişsel gelişimi için çok önemli bir araçtır. Sadece hayal gücünü ve yaratıcılığı geliştirmekle kalmaz, hayatı boyunca taşıyacağı değer yargılarını da bir çırpıda aşılayıverir çocuğa.

Masal dinleyen, masalla büyüyen çocuk mutlu çocuktur. Her ne kadar büyüdüğümüzde gerçek dünyanın masallardaki gibi olmadığı tokadı suratımıza çarpsa da o dinlediğimiz hayali ülkelerdeki hikâyelerden aldığımız dersleri unutamayız.

Büyüklerin de masala ihtiyacı vardır elbette. Fantastik romanların satış rekorları kırması bunun kanıtıdır.  J. R. R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi, J.K Rowling’in Harry Potter roman ve filim serileri bunun en güzel örnekleridir.

Çocuklar kadar olmasa da her yetişkinin içinde bulunduğu zamandan kopup farklı dünyalara yolculuk yapmaya ihtiyacı vardır. Hem yaşadığımız dünyanın hızlı temposuna bir mola, bu dünyanın olumsuzluklarından bir kaçış, hem de iyi bir insanın sahip olması gereken erdemleri, bu erdemlerin değerini hatırlatması, hem de geleceğe bir ümit olması, karanlığa bir ışık tutması bakımından önemlidir masallar.

Mesela Harry Potter Filmlerinde Albus Dombledore’un “Mutluluk en karanlık zamanlarda bile bulunabilir, sadece ışıkları yakmayı unutma! ”sözü ile ümit verir kimi zaman, “Bize aslında kim olduğumuzu gösteren şey, yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir.” Sözü ile uyarı verir, “İnsanlar haklı değil de haksız olanları çok daha kolay bağışlar.” Sözü ile düşündürür.

Ünlü yazar Ahmet Ümit de son kitabında bu türden yana kullanmış tercihini ve büyükler için bir masal yazmış. “Bir Aşk Masalı” yalnızca edebiyatımızda yeni bir roman değil, Türk Kültürüne kazandırılmış bir masal aynı zamanda.

Beş ayrı ülkede aynı gece aynı rüyayı gören beş ayrı prensin yolculuğunu heyecanla okurken hem eğleniyor, hem düşünüyorsunuz. İşlerin nereye varacağını merak ederken roman aniden şaşırtıcı bir sonla bitiyor ve gerçek suratınıza bir tokat gibi çarpıyor.

Bir Aşk Masalı, hayallerinin peşinden koşmanın, ona sahip çıkmanın, kararlılığın ve iradenin önemini anlatırken, saltanatın ve paranın getirdiği gücün her şeyi elde edebileceği yanılgısını da irdeliyor ve diyor ki: “Özgürlük Yoksa Aşk da Yoktur”

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…

Devamını Oku

AİT OLMAK

AİT OLMAK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Barınma ihtiyacı sadece fiziksel barınma değildir. Duygusal olarak barınmaya da ihtiyaç duyarız. Yani sadece bir çatı dört duvar içinde olmak değil, sevdiklerimizin gönüllerinde de barınmak, kabul görmek, onaylanmak isteriz. Duygusal barınma ihtiyacı yalnızca insanlarda değil, hayvanlarda da vardır.

Ait olmak; bir gruba, bir millete, bir ülkeye, bir aileye ait olmak, duygusal barınmayı beraberinde getirir. O kadar önemlidir ki ait olmak, hiçbir aidiyet duygusu olmayan insan dalından düşmüş kuru bir yaprak gibi rüzgâr nereye götürürse oraya savrulur ve en sonunda ufalanıp yok olur.

2015 yılında intihar eden Trans birey Eylül Cansın, aidiyetin ne kadar hayati önem taşıdığının çarpıcı bir örneğidir. Cansın, sosyal medyada ‘hiçbir yere ait olamadığını, toplumun trans birey olduğundan dolayı onu kabul etmediğini ve bununla başa çıkamadığını’ belirttiği bir video yayınladıktan sonra hayatına son vermiştir. Bu tür örnekler bize aidiyetin, bağlanma ve sevgi ihtiyaçlarının insan yaşamındaki öneminin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.

Kabul görmeyi, sevilmeyi, onaylanmayı, dâhil olmayı beraberinde getirir ait olmak. İlkel çağlardan bu yana gelen birlik olma, gruplaşma ve lidere olan bağlılık gibi toplumsal durumların altında da ait olma ve onaylanma ihtiyacımızın karşılanması yatmaktadır.

Bireysel açıdan aidiyet ihtiyacının temelinde kimliğin oluşması vardır. Birey ne kadar bir gruba ait olursa, kendini o grup üzerinden tanımlaması ve özdeşleştirmesi kolay olacaktır. Bu aile olur, vatan olur, grup olur. Kişi aidiyet duyduğu grubu içselleştirdikçe, kendini o grup üzerinden tanımlamaya başlar.

Ait olma, bağlanma ve sevgi ihtiyaçlarının belirgin olarak ortaya çıktığı dönem ergenlik dönemidir. Bu dönemde bireyler kendi kimliğini bulma ve kimlik karmaşasından kaçma eğilimindedirler. Bu dönemde kabul görme, onaylanma ve ilgi ihtiyacı çok büyük önem taşımakta ve bireyin benliğinin oluşumuna katkı sağlamaktadır. Her birey önce ülkesine, sonra milletine, sonra varsa ailesine ait olarak doğar. Büyüdükçe bir okula, okul içinde bir sınıfa ve bir arkadaş grubuna ait olur. Giderek bu alanlar çoğalır. Ne kadar çok gruba aitseniz o kadar gelişir kendinize güveniniz

Ailesinden yeterli ilgi görmeyen, yalnız bırakılan çocuklar bu duyguyu dışarıda tatmin etme yoluna gider ve yanlış grupların içine girebilirler. Aynı şekilde okulda veya dışarıda kabul görmeyen, arkadaş edinemeyen çocuklar da ait olma ihtiyacını yasadışı gruplarda, çete ve örgütler içinde tatmin yoluna gidebilirler.

Öyle büyük bir eksikliktir ki ait olmamak, bir gruptan kabul görüp ona ait olmak için her yolu denetir insana. Alkole de başlatır, uyuşturucuya da, suç da işletir, silah da kullandırır.

Ailesine, topluma, okulda ve arkadaş çevresinde bir gruba ait olan ve olduğunu hisseden, daha doğrusu hissettirilen bireyler ise özgüveni tam olan, umut dolu, mutlu bireylerdir. Dara düştüğünde arkasında duracak, yanlışı doğruyu gösterecek, hata yaptığında affedecek, doğru yaptığında sırtını sıvazlayacak, ağladığında omuz verecek birileri vardır onların hayatında. Her zaman güvenecekleri ve güvenen birileri vardır. Böylece onlar yanlış yönlere kaymazlar, kayacak gibi olsalar da çekilip çıkarılırlar.

Bu konuda en büyük görev ailelere ve öğretmenlere düşüyor. Küçük yaşlardan itibaren çocuklarımıza onu bir birey olarak ailenin, okulunun bir parçası olarak kabul gördüğünü hissettirmek, onu onayladığımızı göstermek, her alanda desteklemek, cesaret vermek, kendini tanımlamasını ve aidiyet duygusunu geliştirecektir. Aksine onlara dışlandıklarını hissettirecek her türlü eylemden kaçınılması hayati önem taşımaktadır.

Devamını Oku

ALKOL YIKIMI

ALKOL YIKIMI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Kadehte durduğu gibi durmaz” derler. Doğrudur. Akşam sofralarının arkadaşıdır. Özellikle de eğlence sofralarında bir iki demlenmek hoşa gider. İçen çakırkeyif olur, kendini eğlenceye bırakır, daha rahat konuşur, güler, içini döker. Ama fazla kaçarsa eğlencenin de sonu kötü bitebilir. Nice kavgalar bu yüzden çıkmış, yaralanmalar, ölümler bu yüzden olmuştur. Alkol komaları sonucu ölümleri saymıyorum bile…

Bir de bunun kronikleşmesi var. Alkolizm dediğimiz bağımlılık yüzünden ocaklar sönüyor, yuvalar yıkılıyor, insanlar evsiz kalıyor. AMATEM’ler alkoliklerle dolu.

Psikolojik bağımlılık bir süre sonra fiziksel bağımlılığa dönüşüyor ve bırakmak imkânsız hâle geliyor. Tedavi görenlerin yüzde seksen gibi büyük bir oranı ilk bir yıl içinde alkole tekrar başlıyor.

Alkolizmin zararlarını, aileleri nasıl bir yıkıma sürüklediğini, nasıl yoksul bıraktığını, yuvaları nasıl yıktığını anlatan pek çok hikâye ve roman yazılmış. Bunlardan biri de Naşide Gökbudak’ın  “Sıdıka Hanım” adlı romanı.

1896-1937 yılları arasında Elazığ’ın Harput eteklerinde geçen romanda yazar, Saray Köyü’nün beyi olan dedesi ve anneannesi Sıdıka Hanım’ın hikâyesini anlatıyor. Saray Köyü, adını on yedi köyün sahibi Küçük Bey ve annesi Dilşat Hanım’ın yaşadığı saraydan almış.

Komşu köyden gelin getirilen güzeller güzeli Sıdıka, romanın başkahramanı ve olaylar onun etrafında dönüyor. Roman aynı zamanda masum ve tertemiz iki ayrı aşkın hikâyesini de içeriyor.

On yedi Köyün malı bile alkol ve kadın bağımlılığına dayanamıyor. Dilşat Hanım’ın görgüsü de, otoritesi de oğlunun ahlâksızlığını ve bağımlılığını engellemeye yetmiyor. Artık alkolün esiri olan Küçük Bey’in gözü ne genç ve güzel karısını ne de evlatlarını görüyor.

Artık gece yarısından sonra bulunacak bir şişe rakı için bir tarla bağışlayacak bir kadına bir gece için mücevherler verecek duruma geliyor. Bey’in durumu köylüler arasında alay konusu oluyor, sadece alaylı sohbetlere değil, türkülere de konu oluyor.

Sıdıka Hanım romanı bir zamanların kültür merkezi Harput’u anlatması bakımından da dikkat çekici. Roman Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde başlıyor; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Ermeni İsyanları, Kürt İsyanları bu dönemde yaşanıyor. Doğu Anadolu’nun ücra köşelerinde kurtuluş savaşı ve sonunda kurulan yeni yönetimin algılanma biçimi anlatılıyor.

Harput sayılı tarihi hazinelerimizden biri. Okulu ve öğretmeni bile olmayan köylerimizin olduğu bir dönemde bir Amerikan, bir Fransız koleji ve bir de medresesi bulunması da Harput’un ne derece önemli bir kültür ve tarih abidesi olduğunu göstermekte. Kitabın önsözünde Gökbudak da bu konunun üzerinde duruyor ve bu romanı yazma motivasyonlarından birinin de Doğu Anadolu’ya dikkat çekmek ve iç turizmi bölgeye yönlendirmek olduğunu belirtiyor.

Romanın sonunda, kahramanlarının hikâyenin bitiminden sonraki yaşantıları hakkında da bilgi veriliyor.

Yazarın, doğuda yaşaması ve erken yaşta gelen ölümün etkisiyle Divan Edebiyatımızda hak ettiği yeri alamadığını düşündüğü büyük şair Hacı Hayri Bey de roman kahramanlarından biri. Sıdıka Hanım’ın kayınvalidesi Dilşat Hanım güçlü kişiliği, görgüsü, olgun ve arif davranışlarıyla romanın dikkat çeken karakterlerinin başında geliyor. Yanaşma Beko’nun tertemiz aşkı da hayranlık uyandırıyor.

Naşide Gökbudak. “Sıdıka Hanım”, Kitaplığınızda mutlaka bulunması gereken bir roman.

Devamını Oku

EMANET ÇEYİZ

EMANET ÇEYİZ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1923 yılında Lozan’da Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan protokole göre Türkiye’de yaşayan Rumlar Yunanistan’a, Yunanistan’da yaşayan Müslümanlar da Türkiye’ye göç ettirildiler. Sonuçta 1912 ‘de başlayan Balkan Savaşlarında göç etmek zorunda kalan Türklerle birlikte iki milyon insan yerinden yurdundan oldu.

Mübadele yılları ve sonrası, doğup büyüdüğü, vatanı bildiği topraklardan ayrılmak zorunda kalan insanların hazin hikâyeleriyle dolu. Her iki taraf da göçe zorlandıkları ülkelerde soydaşlarından kabul görmediler, ezildiler, dışlandılar. Çoğu geldikleri ülkenin dilini bilmiyordu. Çocuklar okullarında aşağılandılar, topraklarını kaybeden insanlar geldikleri yerde fakir düştüler, iş bulamadılar, yoklukla savaşmak zorunda kaldılar. Çoğu göç yollarında kırıldı. Çetelerin saldırısına uğradılar; soyuldular, öldürüldüler, aileler parçalandı.

Bu ailelerden biri de Honaz’da yaşayan Minoğlu ailesiydi. Sürgüne giderlerken anneleri, bitişik komşularına kızlarının çeyizini emanet etti ve “Bir gün geri gelirsek alırız, gelemezsek hayrımıza birine verirsiniz.” demişti. Türk aile çeyizi kutsal bir emanet gibi sakladı; ne var ki mübadiller geldikleri ülkeye 50 yıl boyunca dönemeyecek, geldikleri köyleri kentleri ziyaret bile edemeyeceklerdi. 1974 yılına kadar kapılar onlara kapalıydı.

Minoğlu’nun komşuları, emanet çeyizi kimselere vermedi, bir gün sahibinin gelip alacağı ümidiyle yıllarca sakladı. Yaklaşık seksen yıl sonra Kemal Yalçın dedesinden emanet aldığı çeyizle birlikte Yunanistan’a doğru yola çıktı. Hem Yunanistan’da, hem Türkiye’de bulabildiği bütün mübadillerle görüştü, Minoğlu ailesinin izini sürdü. Yunan mübadillerin Türkiye’deki evlerini, komşularını buldu. Hepsinin hikâyesini, vasiyetlerini dinledi, hepsiyle dost oldu. Peki, çeyiz yerine ulaştı mı?

Kemal Yalçın’ın “Emanet Çeyiz Mübadele İnsanları” adlı romanı bu yolculuğun hikâyesini anlatırken on beş Rum ve on beş Türk mübadilin yaşadıklarını ve duygularını kendi ağızlarından aktarıyor. Roman 1998 Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Özel Ödülü, 1998 Kültür Bakanlığı Roman Başarı Ödülü ve 1999 Türkiye- Yunanistan Dostluk ve Barış Ödülü sahibi.

Kemal Yalçın öğretmen, gazeteci, yazar ve yayıncı. Roman, öykü, şiir, araştırma ve çocuk kitapları İngilizce, İtalyanca, Almanca, İspanyolca, Yunanca, Fransızca, Farsça, Hollandaca ve Ermeniceye çevrildi.

 Bunların dışında pek çok ödül sahibi olan yazar, 1989 dan 2018 yılına kadar Almanya’nın Bochum şehrinde Türkçe anadil öğretmenliği yaptı.

“Dünya Bizim Vatanımız”, “Haymatlos” ve “Süryaniler ve Seyfo” romanlarını da şiddetle tavsiye edeceğim Kemal Yalçın Denizli’mizin gururu.

Kendisi geçtiğimiz aylarda Merkezefendi Belediyesince düzenlenen kitap günlerine katılmıştı.  

Değerli yazarımızı gelecek fuarlarda da şehrimizde görmeyi umuyor, yeni kitaplarını bekliyoruz.

Devamını Oku

BİGE GÜVEN KIZILAY VE EMANET

BİGE GÜVEN KIZILAY VE EMANET
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir ülke düşünün. Büyük bir dünya savaşının enkazından çıkalı henüz 20 yıl olmuş ve bu enkazdan, küllerinden doğan Anka Kuşu misali bir cumhuriyet devleti olarak yeniden doğmuş.  Şimdi yeni bir dünya savaşı kapıda ve bu savaşa girmemek için dışarıda türlü diplomatik oyunlar oynarken içeride de gelişimini sürdürmekten geri durmuyor. Bunun enen iyi yolunun eğitimden geçtiğini bilen idarecileri dünyada örneği olmayan bir eğitim sistemi kurmuşlar. Amaç hem köy çocuklarını okutup meslek sahibi yapmak, hem de köyleri kalkındırmak.

Bu okullarda öğrencilerin her türlü ihtiyacı devlet tarafından karşılanıyor. Çocuklar her çivisini kendilerinin çaktığı, duvarlarını ördüğü, kerestelerini taşıdığı okullarda öğrenim görüyorlar. Yattıkları karyolaları bile kendileri yapıyor, perdelerini kendileri dikiyorlar. Çatı makaslarını yerleştirirken Pisagor teorisini öğreniyorlar.

Her sabah horon teperek başlıyorlar güne. Mandolin çalıyorlar, Hamlet oynuyorlar,  hayvancıktan dikişe, aşçılıktan tarıma her şeyi öğreniyorlar. Kendi yetiştirdikleri sebze meyvelerle, besledikleri tavukların yumurtalarıyla kendi yemeklerini kendileri yapıyorlar.

Arenaları var.  Burada her hafta toplanıp hem arkadaşlarını hem öğretmen ve idarecileri rahatça eleştiriyorlar.

Kendi kendine yetmeyi öğreniyorlar kısacası. Ve erdemli olmayı. Özgür, özsaygısı, özgüveni yüksek, umut dolu, aydınlık gençler olarak yetişiyorlar bu okullarda. İnsana, hayvana, doğaya saygıyı öğreniyorlar.

Öğretmen olarak mezun olduklarında köylerine hizmet için geri dönüyorlar. Sadece öğrencilerine değil köylüye de eğitim veriyorlar. Devlet onlara ekip diksin diye toprak da veriyor.

Bu enstitülerden birinde yetişmiş çağdaş, medeni, ilkeli bir öğretmen karı koca ,sevgi dolu bir babaanne ve dede düşünün. Yıllar önce kendilerinden koparılmış torunlarına nasıl bir miras bırakır, ona kendilerini nasıl anlatırlardı?

Ya bu torun terk edilmişlik duygusuyla yetişmiş, sevgisiz, kariyerini her şeyin üstünde tutan, hiçbir aidiyet hissi ve bilinci olmayan bir genç kadın olsa, hayattaki tek amacı New York’ta çalıştığı hukuk firmasının ortağı ve Manhattan’da bir çatı katının sahibi olmak olsa kendisine anlatılmak istenenleri ne kadar anlardı?

Bige Güven Kızılay, pek çok yeni yazarımız gibi hak ettiği yeri bulamadığını düşündüğüm yazarlarımızdan. Romanlarının sağlam kurgusu, sade dili, sürükleyici hikâyesi akıcı anlatımı ile okuyucularının gönlüne girmeyi çoktan başardı bile.

Emanet adlı romanında bir taraftan köy enstitülerinin okuyucusunu köy enstitülerinin koridorlarında gezdirirken diğer taraftan da büyülü bir aşk hikâyesini anlatıyor.

Bir yere, bir ülkeye, bir gruba ait olmanın önemini, saygıyı, dayanışmayı, sevginin gücünü, aşkın vuruculuğunu hatırlatıyor. Manevi değerlerin maddiyatın ne kadar üzerinde olduğunu haykırıyor okuyucunun yüzüne.

Geçmişinde büyük yaralar olan iki insanın birbirlerinin yaralarını sarmasını ve yanlarında yer alan, onlara omuz veren güzel insanların da bu iyileşmeye katkısını anlatıyor.

Vatan sevgisinin sadece toprağı sevmek değil, insanıyla, âdetiyle, geleneğiyle, doğrusu ve yanlışıyla ülkesini her şeyiyle sevmek olduğunu vurguluyor.

Bu güzel romanı bir solukta okuyup bitireceğinizden ve yazarın diğer kitaplarını da isteyeceğinizden eminim. Şimdiden keyifli okumalar.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.