İDRAK

Gün gelip sorulduğunda
Verebilmeliydi insan
Yaşadığının hesabını…
Bir manası olmalıydı elbette bu hayatın!
Sürüklenmemeliydi insan
Yaban iklimlerin havasında
Bir belirsizliğe…
Bu duygularla
Sıyrılırken
Yozlaşmış yaşantıların etkisinden
Anlamıştım
Geç de olsa ;
Aşkla meşkle kaybedilecek zamanda yaşanmadığını…
Bu idrak,
Bürürken belleğimi
Maveraya dönmenin coşkusunu yaşıyordu bedenim!
Ecdat mirasıydı bu vatan
İlâ-yı kelimetullah için şehit olmuştu atam…
Onları anlatmalıydı sesim
Onları ifade etmeliydi şiirim…

Mazinin görkemi sararken beni
Abidevi şahsiyetler beliriyordu bir bir
Oğuz Han, Bilge Kağan, Atilla göründü ilkin
Türk birliğinin kurulduğunu gördüm
Türk dirliğinin esaslarını ördüm…
Alparslan, Fatih, Yavuz Sultan göründüler derken
Malazgirt, Çaldıran, Mohaç zaferlerini tattım
İstanbul’un fethinde sanki Ulubatlı Hasan’dım…
İbn-i Sinâ, Farabî, Mimar Sinan belirdi sonra
Üç kıtaya yayılmış ecdat yadigârın saydım
Medreseler yoluyla ilim irfan yaydım…
Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir, Atatürk göründü sonra
Türk’e düşman nice millet olduğunu gördüm
Yeni Türk devletini cumhuriyet ilkeleriyle ördüm…
Her biri çınar misali büyüktü
Her biri oldukça sitemliydi!
Yirminci asrın umursamazlığına şaşkındılar
Millî kültürden kopmuş nesle kırgındılar…

Tarihin görkemine özümü bandım
Ecdadın sitemine yürekten yandım…
Çağdaşlık adına Batıya açılmak diye
Hak varken batıla kapılmak niye…
Belleğimi bu soruların uğultusu sardı
Yüreğimde şu idrakin avuntusu vardı:
Kurtuluşun özünde diyordu millî şuurum
İnancımla bütünleşiyordu Türklük gururum…"

KADİR YATAĞAN