DİYAR DİYAR DOĞU ANADOLU-BİNGÖL-MUŞ-BİTLİS
Tunceli sonrası rotamız Bingöl’dü. Bingöl’de ilk olarak Yüzen Adalar’ı ziyaret ettik. Benim de merak ettiğim bir yerdi. Yüzen Adalar, tamamen doğal bir oluşum. Gölün içinde bağımsız hareket eden üç tane ada var. Bu adaların üstüne çıkıp binebiliyorsunuz. Kıyıdan uzaklaştırmak için uzun sopalar kullanılıyor. Bindiğinizde yavaş yavaş gölün içinde hareket ediyorsunuz. Adalar tamamen yeşil bitkilerle, otlarla kaplı. Toprak parçası dahi görünmüyor. Adaların büyük olanın üzerinde, büyüklü küçüklü 6 adet ağaç var. Solhan ilçesine bağlı Hazarşah Köyü Turnalar Gölü’nde yer alıyor. Yerel halk tarafından keşfedilmiş. Burası Doğu Anadolu’da en çok ziyaret edilen yerlerden biri. Değişik bir oluşum. Görülmeye değer. ”Bingöl’ün et kavurması ünlüdür” dediler öğle yemeğinde kavurma siparişi verdik. Yemeğin ardından önce Muş’a oradan da Bitlis’in ilçesi Ahlat’a yolculuğumuz başladı. Yolculuğumuz boyunca Muş Ovası’nı ve Malazgirt Ovası’nı görerek geçtik. Kuşkusuz Malazgirt Ovası’nın tarihteki önemi büyüktür. Malazgirt Meydan Muharebesi, burada yapıldı. 26 Ağustos 1071 yılında Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında olmuştur. Alparslan’ın zaferiyle Türklere Anadolu’nun kapısı açılmıştır. Böylelikle Türkiye Tarihi başlamış oldu. Buradan anlatmadan geçemeyeceğim. Lisedeki tarih öğretmenimiz derslerde tarihleri aklımızda tutabilmemiz için konuları marşlar ve türküler söyleyerek anlatırdı. Söylediği “1071 yılında Malazgirt Savaşı’nda” dizeleriyle başlayan türküyü, türküleri sevdiğimden olsa gerek hiç unutmam. Tarih öğretmenimin kulakları çınlasın :) Muş sonrası Bitlis’in ilçesi Ahlat’a vardık. Ahlat, Van Gölü kenarında bulunuyor. Ahlat’ın tarihi, MÖ.4000’lerde Hurriler ile başlamış Osmanlı Devleti’ne kadar birçok devlete ev sahipliği yapmıştır. 1071 yılından sonra da Türklerin doğudan batıya geçiş kapısı olmuştur. ΧII.yy.ın başlarından itibaren de Selçukluların bir kolu olan Ahlatşahlar’ın başkenti olmuştur. Ahlat’ın tarihine ışık tutan bir yer var ki, burası Ahlat Selçuklu Mezarlığı’dır. Mezarlık değil, adeta bir açık hava müzesi görünümünde. Daha önceden bu kadar güzel bir mezarlık görmemiştim. Zaten dünyanın en büyük Türk-İslam Mezarlığı’ymış. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alıyor. 210 dönümlük bir alanın içerisinde, 8000’in üzerinde mezartaşı bulunuyor. Öyle bildiğiniz mezar taşlarından değil; boyları 4 mt.yi bulan, üzerinde nakış gibi işlenmiş Kur’an-ı Kerim ayetleri, kartal, ejder, kandil çiçek gibi şekillerle süslenmiş mezar taşları bunlar. Taşların renkleri açık kahverengi. Yer altına kazılmış mezar tipleri de bulunuyor. Türkler İslamiyet’i seçtikten sonra da Orta Asya motifleri ile mezar taşlarını işlemeye devam etmişler. Tarih boyunca bölgede hüküm süren medeniyetlerin cenazeleri buraya defnedilmiş. Ayrıca alan içerisinde Ulu Kümbet, Emir Bayındır Cami, türbe bulunuyor. Ahlat’ı gördükten sonra yine Bitlis’in ilçesi olan Tatvan’a yolculuğumuz başladı. 45 dakikaya yakın bir sürede Tatvan’a ulaştık. Tatvan’da Dünya’nın ikinci, Türkiye’nin en büyük krater gölü olan Nemrut Gölü bulunuyor. Gölü görmek için Nemrut Dağı’na çıkmamız gerekiyordu. Nemrut Dağı’na çıkmak için ilçe merkezinden minibüslere bindik. Zirveye çıktıkça Van Gölü’nün manzarası daha güzel görünmeye başlamıştı. Zirveye varınca krater alanı içinde bulunan Nemrut Gölü, Küçük Gölü, Mavi Gölü, Ilık Gölü gezdik. 2’si büyük olmak üzere toplam 5 adet göl var. Nemrut Gölü o kadar büyük ki dalgalar vurdukça kendimi deniz kenarında hissettim. Ilıkgöl’ün suyunun yüksek ısıda olması ve termal özelliği nedeniyle buraya tedavi amaçlı gelen turistler varmış. Romatizma, cilt hastalıkları için buraya gelir, çadırlarını kurar, bu sudan yıkanırlarmış. Hatta bazı bölgelerde kayaların arasından sıcak su buharı çıkışı olduğunu görebiliyorsunuz. Zirvenin aşağılarına doğru bir de kayak merkezi bulunuyor. Bu krater göllerinin nasıl oluştuğuna gelirsek; 100.000 yıl önce Nemrut Dağı’nın büyük bir volkanik patlaması sonucu gerçekleştiği düşünülmektedir. Göllerin suları, yağan yağmur ve kar sularından beslenmektedir. Van Gölü’nün bugünkü haline gelmesi yine bu patlamanın eseriymiş. Nemrut Dağı, uyuyan aktif bir yanardağ. En son 1441 yılında lav çıkışı olmuş. Adını, MÖ. 2100 yılında yaşamış Babil Hükümdarı Nemrut’tan almış. Nemrut Dağı deyince Adıyaman’daki Nemrut Dağı’yla hiçbir ilgisi yoktur. Sadece isim benzerliği. Güneşin batışını da izledikten sonra ilçe merkezindeki otelimize yerleştik. Akşam yemeği sonrası Tatvan sahilini dolaştık. 7 km.lik bir sahil şeridi var. Sahil şeridi boyunca canlı müzik yapan kafeler, parklar, mesirelik alanlar bulunuyor. Sahil şeridi bitiminde de plajları bulunuyor. Yaz aylarında çok kalabalık olurmuş. Van Gölü’nün etrafı karadan ölçüldüğünde 430 km. ve bunun 245 km. si Bitlis ili sınırları içinde yer alıyor. Kalanı da Van ili sınırları içinde. Geceyi Tatvan’daki otelimizde geçirerek sabah erken saatte Van’a gitmek için yola çıktık. Van yazımda görüşmek üzere.. Sevgiyle kalın..