<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SENDROM Archives - Horoz Medya</title>
	<atom:link href="https://www.horozmedya.com/etiket/sendrom/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.horozmedya.com/etiket/sendrom/</link>
	<description>Haberin Adresi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 15 Feb 2025 23:28:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://www.horozmedya.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-horoz-32x32.png</url>
	<title>SENDROM Archives - Horoz Medya</title>
	<link>https://www.horozmedya.com/etiket/sendrom/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>STOCKHOLM SENDROMU ŞÜKÜR ETME</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/stockholm-sendromu-sukur-etme/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/stockholm-sendromu-sukur-etme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aysun Güven]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 May 2022 21:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[SENDROM]]></category>
		<category><![CDATA[stocholm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=20124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düşünün ki rehine alındınız, yani sadece özgürlüğünüz değil, hayatta kalma hakkınız bile gasp edildi.Her şeyin, bir anda sizin hayatınıza dahil olmayı bırakın, kim olduğunu dahi bilmediğiniz birinin, o anlık kararı ile sonlanabileceği bir andasınız.İşte o an;-Size bu eziyetleri eden insana şükran duyguları besleyebilirsinizNasıl mı? Şu şekilde size o an sunduğu bir bardak su bile buna [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/stockholm-sendromu-sukur-etme/">STOCKHOLM SENDROMU ŞÜKÜR ETME</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Düşünün ki rehine alındınız, yani sadece özgürlüğünüz değil, hayatta kalma hakkınız bile gasp edildi.<br>Her şeyin, bir anda sizin hayatınıza dahil olmayı bırakın, kim olduğunu dahi bilmediğiniz birinin, o anlık kararı ile sonlanabileceği bir andasınız.<br>İşte o an;<br>-Size bu eziyetleri eden insana şükran duyguları besleyebilirsiniz<br>Nasıl mı? Şu şekilde size o an sunduğu bir bardak su bile buna sebep olabilir.<br>-Gördüğünüz tavrı gerçek şiddet ile eşleştirmeyebilirsiniz.<br>-Bu duruma mantıklı sebepler bulma kaygısı duyabilirsiniz.<br>-Hatta bu duruma sebep olma durumunu hissedebilirsiniz.<br>-Mümkün olduğu kadar şirin görünme arzusu duyabilirsiniz.<br>-Ve rehin alanın mağdur olduğu bakış açısını kabul etmeye hazır.<br>Bunların hepsi “Stockholm Sendromu” olarak ifade edilir.<br>Bunu gerçek hayata uzun bir sürece uyguladığınızda kim bilir nelere bu sendrom gözünde bakıp hayatınıza devam ettiğinizi sorgulayın lütfen.<br>Mecbur olduğunuz için yapmak zorunda olduğunuz onca şeye ilişkilendirebildiğiniz akıllıca sebepler lastik gibi uzamadı mı sizce ……<br>Hangisi daha önemli karar verin….<br>Sebeplerin ne kadar<br>-Önemli olduğu mu<br>-Yoksa elle tutulabilir olduğu mu?<br>Hayır tabi ki koyduğunuz hedeflerin size ait olup olmadığıdır.<br>Lütfen kendi celladınıza itimat etmeyin.<br>Seçimlerinizin sizin hapishane memurunuz, kendi diktatörünüz BLA BLA BLA olmasına izin vermeyin.<br>Asla hayatın size yaptığı tehdide kanmayın, bu sadece bir illüzyon.<br>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/stockholm-sendromu-sukur-etme/">STOCKHOLM SENDROMU ŞÜKÜR ETME</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/stockholm-sendromu-sukur-etme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2 YAŞ SENDROMUNDA EBEVEYİN FAKTÖRÜ</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/2-yas-sendromunda-ebeveyin-faktoru/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/2-yas-sendromunda-ebeveyin-faktoru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2022 08:25:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[EBEVEYN]]></category>
		<category><![CDATA[meltem yiğit]]></category>
		<category><![CDATA[SENDROM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=18858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Yiğit, 2 yaş civarındaki çocukların her şeye sinirlenip karşı çıkmalarının altında çeşitli nedenler yattığını söyledi. Bu nedenlerin başında öncelikle çocuğun “henüz konuşamamasının ve kendini ifade edememesinin” geldiğini belirten Uzm. Dr. Yiğit, “2 yaş sendromunu” daha kolay atlatabilmeleri için anne babalara önerilerde bulundu. &#8220;2-2.5 YAŞINDA PIK YAPAR&#8221; Uzm. Dr. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/2-yas-sendromunda-ebeveyin-faktoru/">2 YAŞ SENDROMUNDA EBEVEYİN FAKTÖRÜ</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Yiğit, 2 yaş civarındaki çocukların her şeye sinirlenip karşı çıkmalarının altında çeşitli nedenler yattığını söyledi. Bu nedenlerin başında öncelikle çocuğun “henüz konuşamamasının ve kendini ifade edememesinin” geldiğini belirten Uzm. Dr. Yiğit, “2 yaş sendromunu” daha kolay atlatabilmeleri için anne babalara önerilerde bulundu.</p>



<p><br>&#8220;2-2.5 YAŞINDA PIK YAPAR&#8221;</p>



<p><br>Uzm. Dr. Yiğit, şöyle konuştu: “2 yaş sendromu, özellikle 2 yaş civarı çocukların agresifleştiği, söz dinlemediği, birçok şeye hayır dediği, çevresi ile güç savaşına girdiği dönemi tanımladığımız durumdur. Çocuklarda ani öfke nöbetleri, çabuk sinirlenme, aşırı hareketlilik, birçok şeyi tek başına yapmaya çalışma, istediği şeyi bile hayır diyerek elde etmeye çalışma, otorite kurma bu dönemde sık karşılaşılan davranış şekilleridir. Bu davranışlar en erken 1.5 yaş civarında başlar ve 2-2.5 yaş civarında pik yapar. Doğru davranış modeli ile 2 yaş sendromu genellikle 3 yaş civarında özellikle de konuşma ve kendini ifade etme başladığı zaman bitecektir.”</p>



<p><br>&#8220;KONUŞAMAMAK AGRESIFLEŞTIRIYOR&#8221;</p>



<p><br>Henüz konuşma yeteneği tam gelişmediği için çocuğun kendini ifade edemediğini, anlatmak istediklerini söyleyemediğini belirten Uzm. Dr. Yiğit, “Kelime haznesinin yetersizliği sonucu vücut dilini kullanarak istediklerini elde etme çabası çocuğun agresifleşmesine sebep olabilir. Çocuk sinir sistemi tam gelişmediği için yapmak istediklerini becerebildiği en iyi yöntem olan vücut dilini kullanarak yapmaya çalışır. Özellikle ben duygusunun geliştiği bu dönemde kendini kanıtlama isteği, kendini tanıtma isteği ancak yine yeterli konuşamaması, tehlikeleri tam olarak kavrayamaması yüzünden farklı yollarla bunu gerçekleştirme çabası içine girer. Bu dönemde aile de önemli bir faktör. Eğer anne baba çocuğa karşı aşırı agresif veya tam tersi aşırı rahat ve teslimiyetçi ise 2 yaş sendromunun yoğun yaşanmasına sebep olur&#8221; diye konuştu.</p>



<p><br>UZMANDAN ÖNERILER</p>



<p><br>2 yaş sendromunda olan bir çocuğa yaklaşımın önemine dikkat çeken Pediatrist Yiğit, şu önerilerde bulundu: “Çocuğun bir ayna olduğunu düşünürsek çocuğunuz agresifleştiğinde, tepkisini olması gerektiğinden yoğun bir şekilde gösterdiğinde aynı davranış kalıbı ile tepki vermeyin, yani çocuğunuza bağırmayın, cezalandırmayın. Aksi halde çocuğunuz yapması gereken davranışın bu olduğunu düşünecektir. Sakin kalmaya çalışın ve çocuğunuzun sakinleşmesini bekleyin. Onu anlamaya çalışın. Dikkatini dağıtmak için o ortamdan uzaklaştırabilir, sevdiği bir oyuncakla oynamayı veya kitap okumayı teklif edebilirsiniz. Çocuğunuzun evdeki tüm egemenliği eline almasına izin vermeyin, çocuğunuzun arkadaşı olmakla birlikte sizin onun annesi ya da babası olduğunu hissettirin. Tüm tepkileri ve isteklerini ağlamasın diye yerine getirmek yerine doğru olanı çocuğunuz sakinleştiğinde anlatın. Çünkü her isteği sorgusuz yerine getirilen çocukta bu semptomlar devam edecektir. Aşırı tepki gösteren, bir nevi küçük bir sinir krizi geçiren çocuğu sakinleştirecek en güzel ilaç ona sarılmak, sevginizi göstermektir. Çocuğunuzun aşırı tepkili olduğu esnada çocuğunuza sarılın, öpün, onu sevdiğinizi ve onu anladığınızı söyleyin. Çocuğunuzun enerjisini boşaltmasına izin verin. Oyun parkı ve çocuk oyun grupları da iyi bir çözüm olabilir.” </p>



<p>Editör: Abdullah GÖNÜLTAŞ / HABER MERKEZİ</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/2-yas-sendromunda-ebeveyin-faktoru/">2 YAŞ SENDROMUNDA EBEVEYİN FAKTÖRÜ</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/2-yas-sendromunda-ebeveyin-faktoru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ADET ÖNCESİ GERGİNLİK SENDROMU’NA ÖNERİLER</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/adet-oncesi-gerginlik-sendromuna-oneriler/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/adet-oncesi-gerginlik-sendromuna-oneriler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Feb 2022 21:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın & Moda]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[adet öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerginlik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[premenstruel]]></category>
		<category><![CDATA[şafak yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[SENDROM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=12621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halsizlikten bel ağrısına, gerginlikten kilo alımına, göğüslerde şişkinlikten baş ağrısına, depresif ruh halinden dikkati toplamakta güçlük çekmeye…Toplumda ‘adet öncesi gerginlik sendromu’ olarak bilinen ‘premenstruel sendrom’ pek çok kadının ortak sorunu. Üreme çağındaki her 4 kadından 3’ünde görülüyor ve nadiren de olsa yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek boyutlara oluşabiliyor. Kadınlarda pek çok fiziksel ve duygusal yakınmalara [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/adet-oncesi-gerginlik-sendromuna-oneriler/">ADET ÖNCESİ GERGİNLİK SENDROMU’NA ÖNERİLER</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Halsizlikten bel ağrısına, gerginlikten kilo alımına, göğüslerde şişkinlikten baş ağrısına, depresif ruh halinden dikkati toplamakta güçlük çekmeye…Toplumda ‘adet öncesi gerginlik sendromu’ olarak bilinen ‘premenstruel sendrom’ pek çok kadının ortak sorunu. Üreme çağındaki her 4 kadından 3’ünde görülüyor ve nadiren de olsa yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek boyutlara oluşabiliyor. Kadınlarda pek çok fiziksel ve duygusal yakınmalara yol açan adet öncesi gerginlik sendromu aslında alınacak olan bazı önlemlerle konforlu bir şekilde atlatılabiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 90’ında adet öncesi gerginlik sendromunun hafif seyrettiğini belirterek, “Eğer şiddetli bir tablo yoksa yaşam tarzında ve beslenme alışkanlığında yapılacak düzenlemeler, sendromun hafiflemesinde önemli katkılar sağlayabiliyor. Düzenli spor yapmak, kaliteli uyumak ve sağlıklı beslenmek, alınması gereken en önemli önlemlerdir” diyor. Ancak şiddetli seyrederek yaşam kalitesini düşüren adet öncesi gerginlik sendromunda mutlaka hekime başvurulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Bu durumda önlemler yeterli gelmeyeceği için hormonal tedaviler veya antidepresan ilaçlar gibi çeşitli tedavi yöntemlerine başvuruluyor. Ayrıca vitex agnus castus (hayıt ağacı bitkisi) da dopamin maddesi gibi davranarak premenstruel sendromda faydalı oluyor. Ek olarak B6 vitamini, D, E vitamini, magnezyum ve çinko takviyesi gibi yöntemlere de başvurmak gerekebiliyor” diyor Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, adet öncesi sendromuna karşı 10 etkili yöntemi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>



<p><br><strong>DÜZENLİ EGZERSİZ ÇOK ÖNEMLİ! </strong></p>



<p><br>Geniş çaplı yapılan çalışmalarda; ortalama 8-12 hafta, haftada 3 kez, 30-60 dakikalık aerobik egzersizler başta olmak üzere, farklı egzersiz çeşitlerinin adet öncesi gerginlik sendromu üzerine faydaları ortaya kondu. Egzersiz, endorfin düzeylerini artırarak, progesteron ile östrojen sentezini düzenlemeye yardımcı oluyor ve bu sayede adet öncesi gerginlik sendromunun ana nedenlerinden sayılan hormonal düzensizliği dengeliyor. Egzersiz yapmak ayrıca kilo vermeye katkıda bulunuyor, sosyalleşmeyi sağlıyor ve depresif duygu durumunu azaltıyor. </p>



<p><br><strong>STRESLİ DURUMLARDAN KAÇININ</strong></p>



<p><br>Stres durumunda vücudumuzda kortizol ve aldosteron hormonları salınıyor. Yapılan çalışmalarda; bu stres hormonlarının özellikle adet başlamadan 2 hafta önce salınımlarının arttığı gösterildi. Aynı zamanda stres vücutta sempatik aktiviteyi artırıyor ve bu durum rahim kasılmaları ile adet ağrılarına neden oluyor. Dolayısıyla stresi azaltmak amacıyla yapacağınız her türlü aktivite, adet öncesi gerginlik sendromunun fiziksel ve psikolojik belirtilerinin azalmasına katkı sağlayacaktır. </p>



<p><br><strong>SİGARA VE ALKOLÜ BIRAKIN</strong></p>



<p><br>Sigarada ve alkol tüketimi, seks steroid hormon düzeylerini değiştirerek ve/veya serotonin/dopamin aktivitelerini etkileyerek adet öncesi gerginlik sendromunun belirtilerini artırıyor. Çalışmalarda; uzun süreli (3-5 yıldan fazla) veya yüksek miktarda (günde 15 adetten fazla) sigara kullanımının bu sendromla daha ilişkili olduğu gösterildi. Yine özellikle aşırı, erken yaşta veya uzun süreli alkol tüketiminin de adet öncesi gerginlik sendromuyla ilişkili olduğu tespit edildi. </p>



<p><br><strong>KAHVE VE ÇAYI ABARTMAYIN</strong></p>



<p><br>Yapılan çalışmalarda; kafeinin özellikle yüksek dozlarda tüketiminin adet öncesi gerginlik sendromu bulgularını arttırdığı gösterildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, fazla kafein tüketiminde uykusuzluk, sinirlilik ve meme hassasiyetinin daha fazla gözlendiğini belirterek, “Bu nedenle kafein içeren kahve ve çay gibi içeceklerin günlük aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır” diyor. </p>



<p><br><strong>YAĞ, ŞEKER VE TUZA DİKKAT! </strong></p>



<p><br>Yüksek kalorili, yağlı, rafine şekerli, dondurulmuş veya yüksek tuz oranına sahip besinler ile şekerli içeceklerin mümkün olduğunca az tüketilmeleri, adet öncesi gerginlik sendromunun azalmasına katkı sağlıyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, aşırı tuz tüketiminin vücutta ödem artışına neden olduğuna işaret ederek, “Aşırı tuzun yanı sıra karbonhidratlı besinlerde aşırıya kaçmak da vücutta serotonini azaltarak adet öncesi sendromda etkili oluyor” bilgisini veriyor. </p>



<p><br><strong>UYKU DÜZENİNİ SAĞLAYIN </strong></p>



<p><br>Adet öncesi gerginlik sendomunda depresif ruh hali psikomotor geriliğe yol açarak; uykusuzluk, çok uyuma, sık uyanma ve uykuyu alamama gibi uyku problemlerine neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran , “Aşırı kalorili beslenmeden kaçınma, çay, kahve ile alkol tüketimini kısıtlama, egzersiz ve gevşeme tekniklerini kullanma, uykusuz veya yorgun hissedildiğinde uyuma süresini uzatma gibi yöntemler uyku kalitesini artırmada faydalı olacaktır” diyor. </p>



<p><br><strong>KASLARINIZI GEVŞETİN</strong></p>



<p><strong><br></strong>Meditasyon, yoga, pilates, progresif kas gevşetme tekniği, hipnoz ile bio-feedback gibi gevşeme teknikleri günlük yaşantının stresini ve anksiyetesini azaltarak adet öncesi gerginlik sendromunun daha hafif geçmesine yardımcı oluyor. Gevşeme tekniklerinin abdominal şişkinlik, ödem, meme hassasiyeti ve karın kramplarını azalttığını gösteren çalışmalar da mevcut. </p>



<p><br><strong>AĞIR DİYETLER YAPMAYIN </strong></p>



<p><strong><br></strong>Uzun süren açlık periyotları, zayıflama amaçlı yapılan ağır diyetler ve tek yönlü beslenme alışkanlıkları, adet öncesi gerginlik sendromunu olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla bu hatalı alışkanlıklardan vazgeçmeniz çok önemli. </p>



<p><strong>SU İÇİN, HEM DE BOLCA! </strong></p>



<p><strong><br></strong>Yeterli miktarda sıvı tüketimi vücudun sıvı elektrolit dengesini sağlıyor, bu sayede hem hormonal dengeyi, hem sinir yolaklarını düzenleyerek adet öncesi gerginlik sendromunun yakınmalarını hafifletiyor. Dolayısıyla günde 2-2.5 litre su içmeyi alışkanlık haline getirin. </p>



<p><br><strong>VİTAMİN VE MİNERAL TAKVİYELERİ </strong></p>



<p><strong><br></strong>Vitex agnus castus (hayıt ağacı / chaste tree) dopamin agonisti gibi davranarak ve FSH ile prolaktin hormon düzeylerini azaltarak adet öncesi gerginlik sendromunun hafiflemesine destek oluyor. Ayrıca kalsiyum takviyesinin kısmen de olsa faydalı olduğu belirtiliyor. A, D, E vitamini ile çinkonun yararları konusundaki datalar ise yeterli değil. “Magnezyum takviyesiyle ilgili çalışmalar da çelişkilidir” bilgisini veren Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Dolayısıyla bu vitamin ve mineral takviyelerinin gelişigüzel kullanımı doğru değildir. Hormon dengesi ve serotonin düzeyleri üzerinden olumlu etkileri bazı çalışmalarda gösterilmiş olsa da; faydası olduğu kanıtlanmış tek ajan vitex agnus castus bitkisidir” diyor. </p>



<p>Editör: Abdullah GÖNÜLTAŞ / HABER MERKEZİ  </p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/adet-oncesi-gerginlik-sendromuna-oneriler/">ADET ÖNCESİ GERGİNLİK SENDROMU’NA ÖNERİLER</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/adet-oncesi-gerginlik-sendromuna-oneriler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;KRONİK AĞRI SENDROMU PSİKOLOJİNİZİ DE ETKİLEYEBİLİR&#8217;</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Feb 2022 00:16:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bülten]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bulgu]]></category>
		<category><![CDATA[ÇARE]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[SENDROM]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=12302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Haci Ahmet Alıcı, kronik ağrıların tedavisine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Alıcı, ağrının uyarıcı bir bulgu olduğunu belirterek, “İster baş ağrısı olsun ister karın ağrısı isterse vücudumuzun başka yerinden kaynaklanan ağrılar olsun hepimiz hayatımızın herhangi bir döneminde mutlaka ağrı çekeriz. Ağrı çekmek insanın doğasında vardır. Aslında ağrı uyarıcı bir bulgudur. Vücudumuzda bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/">&#8216;KRONİK AĞRI SENDROMU PSİKOLOJİNİZİ DE ETKİLEYEBİLİR&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Prof. Dr. Haci Ahmet Alıcı, kronik ağrıların tedavisine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Alıcı, ağrının uyarıcı bir bulgu olduğunu belirterek, “İster baş ağrısı olsun ister karın ağrısı isterse vücudumuzun başka yerinden kaynaklanan ağrılar olsun hepimiz hayatımızın herhangi bir döneminde mutlaka ağrı çekeriz. Ağrı çekmek insanın doğasında vardır. Aslında ağrı uyarıcı bir bulgudur. Vücudumuzda bir şeylerin yanlış gittiğini gösteren bir sinyaldir. Yani ağrı bizim dostumuzdur. Bizi çare aramak amacıyla doktora yönlendirir. Biz ağrıyı gerçek ya da ihtimal bir doku hasarıyla ilgili insanın geçmişteki tüm deneyimlerini de kapsayan hoş olmayan duyusal ve duygusal bir deneyim olarak tanımlıyoruz. Ağrılarımızın çoğu geçicidir. Ağrıya sebep olan hastalığı çözdüğümüz zaman ağrı kendiliğinden veya ağrı kesici kullandığımızda veya çeşitli davranışlarla geçer ve bir daha başlamaz. Biz bu tür ağrıyı akut ağrı olarak adlandırıyoruz. Aynı ağrı geçmez devam ederse veya tekrarlarsa ve devam süresi 3 ay gibi bir süreyi geçerse ağrının kronikleşmesinden bahsederiz” dedi.</p>



<p>“KRONİK AĞRI ÇOK BOYUTLU BİR SENDROMDUR”</p>



<p>Kronik ağrının 3-6 aydan daha uzun süren ve uzun süreli tedavi gerektiren, kişiye özel ve çok boyutlu yaşantısı olan, duyusal, duygusal, davranışsal ve bilişsel bileşenleri içeren ağrı olarak tanımlandığına dikkati çeken Prof. Dr. Alıcı, “Ağrının başlamasından sonra devam eden kronikleşme sürecinde ağrının koruyucu uyarıcı sınırlayıcı etkisi bir yere kadardır. Kronikleşme sürecinde ağrı tedavisi için kişi büyük bir umutla çareler arar. Bireysel gayretler gösterir. Bu gayretler ve çareler arayışında ağrının geçeceğine dair bir umut vardır. Umudun ve bireysel gayretlerin tükendiği yerde ağrı kronikleşmeye başlamıştır artık. Akut ağrı döneminde tehdide hızlı bir şekilde tepki vermemizi sağlayan kaygı tarzında olan bireyin psikolojisi, ağrının devam etmesi sonucunda kronik ağrının psikolojik bileşeni olan depresyona döner. Artık ağrının çok boyutlu, çok disiplinli bir şekilde incelenip tedavi edilmesini gerektiren, ağrının başlı başına bir hastalık olarak kabul edildiği nokta olan kronik ağrı hastalığı/sendromu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla kronik ağrı artık bir bulgu olarak karşımıza çıkmaz. Artık çok boyutlu bir sendromdur. Kronik ağrıda sadece ağrı yoktur. Birlikte ağrıyı uzun süre yaşamış ve iyileşme adına umutlarını kaybetmiş, çaresiz, huzursuz, sabrı ve dayanma gücü tükenmiş, ağrı hakkında kendine has tecrübeler edinmiş kısaca duygusal, psikolojik, fiziksel ve ruhsal olarak etkilenmiş bir hasta vardır artık. Bu nedenle ağrı tedavisinin etkili ve başarılı olması için daha karmaşık bir program şeklinde yürütülmesi gerekir” şeklinde konuştu.</p>



<p>“PSİKİYATRİK BELİRTİLERİ ARTIRABİLİR”</p>



<p>Prof. Dr. Alıcı, kronik ağrıda hastaların fiziksel ve psikolojik olarak stresli ve sürekli rahatsızlık hissettiğini ifade ederek, “Bu durum hastada ve sevdiklerinde öfke ve hayal kırıklığına yol açabilir. Tedavide kronik ağrının fiziksel boyutları düşünülürken, ağrınızın tetiklenmesinin ve şiddetinin azaltılması için psikoterapi açısından da ağrının zihinsel ve duygusal yönlerini yönetmemiz gerekir. Böyle bir durumda kronik ağrı, bir bulgu olmaktan çıkıp artık bir sendrom haline gelmiştir ve psikiyatrik belirti birlikteliği oldukça fazladır. Karşımıza somatoform veya depresif bozukluğun bir belirtisi olarak çıkabileceği gibi bazen de fiziksel bir bozukluk olarak kişinin ruhsal dünyasında bozulmalara yol açabilmektedir. İnsanların yetiştikleri toplumun sosyal ve kültürel özelliklerine ve bireyin kişilik özelliklerine çocukluktaki yaşadığı bastırılmış ihmal edilmişlik özelliklerine göre ağrının psikolojik algılanması değişebilir. Dolayısıyla kronik ağrı ile birlikte olan psikolojik rahatsızlıklarımız depresyon, uyku bozuklukları, anksiyete bozuklukları, psikojenik ağrı bozukluğu, somatik semptom bozukluğu, konversiyon bozukluğu ve temaruz/yapay bozukluk şeklinde ortaya çıkabilir” diye konuştu.</p>



<p>“TEDAVİDE MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM ŞART”</p>



<p>Kronik ağrılı hastaya tedavi yaklaşımının nasıl olması gerektiğini Prof. Dr. Alıcı, şu şekilde açıkladı: “Kronik ağrılı hastanın tanı ve değerlendirmesinde olduğu gibi tedavisine de her zaman altın standart olarak kabul edilen multidisipliner bir şekilde yaklaşılmalıdır. Koordineli bir yaklaşımla, çoklu tedavileri içeren kapsamlı iyileştirme hizmeti alan kronik ağrılı hastalarda, multidispliner yaklaşımın faydası bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu altın standart yaklaşımda kronik ağrıya eşlik eden psikolojik etmenler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Ağrı uzmanı tarafından kronik ağrının değerlendirilmesi ve tanısı konduktan sonra ağrı fiziksel olarak tedavi edilirken aynı zamanda psikolojik etmenlerin de tedavi edilmesi için hasta mutlaka psikoterapi için yönlendirilmelidir. Psikoterapi, kronik ağrı için verilen farmakolojik tedavi ve girişimsel işlemle birlikte aynı anda yapılmalıdır. Burada ağrı için verilecek ilaçlar basamak tedavisi ile uygulanmalıdır. İlk önce aspirin, naproksen ve ibuprofen gibi opioid olmayan ilaçlar daha sonra kuvvet derecelerine göre morfin benzeri ilaçları kullanılmalıdır. Hastaların beklentisi göz önüne alınmalıdır. Ancak bu beklenti ağrının tamamen ortadan kaldırılması olmasa bile azaltılması, fiziksel işlevselliğin düzeltilmesi, duygu durum ve uyku bozukluklarının düzenlenmesi, aktif başa çıkma becerilerinin geliştirilmesi ve işe geri dönüşü içerir.”</p>



<p>“AİLE FERTLERİ DE TEDAVİYE DAHİL EDİLMELİ”</p>



<p>Prof. Dr. Alıcı, en önemli temel yaklaşımın hastanın ağrısını kontrol edebileceği gerçeğini anlatmak olduğunu belirterek, “Psikoterapist tarafından hastaya bilişsel-davranışçı tedaviye erken dönemde başlanılmalıdır. Uygulanabilecek tedaviler, grup terapisi, psikososyal tedavi yöntemleri ve davranışsal yöntemler ve çeşitli psikotrop ilaçlardır. Bilişsel-davranışsal terapide olumsuz düşünceler ve ümitsizlik ortadan kaldırılır ve başa çıkma teknikleri öğretilir. Davranışsal yöntemlerde hastalara diyafram solunumu, progresif kas gevşetme, otojenik gevşeme, resim hayal etme ve düşünceyle gevşeme gibi çeşitli gevşeme stratejileri öğretilir. Ağrı ile ilgili duygusal semptomlar bilişsel-davranışçı grup terapisi ile hastaların ortak bazı problemleri çözülebilir. Kronik ağrı aile fertlerinin hepsini etkilediğinden tedavi programına dahil edilmelidir. Psikososyal tedavi yöntemleri hastanın sosyal ortamının düzenlenmesi, sosyal destek grupları oluşturulması, stresle baş etme yollarının gösterilmesi, uğraşı terapileri, ağrı konusunda hasta eğitimi ve egzersiz tedavisidir. Kronik ağrı tedavisinde psikotrop ilaçlardan antidepresanlar santral ve nöropatik ağrının değişik tiplerinde etkin olabilirler. 6-8 haftalık tedaviye rağmen yanıt alınamadığında ilave ilaç kullanmak gerekli olabilir. Pregabalin ve gabapentin gibi antikonvulzanlar da analjezik etkileri nedeniyle kullanılabilirler. Sonuç olarak; kronik ağrı tedavisinde multidisipliner tedavi yaklaşımı ile daha önce tedaviye dirençli kabul edilen hastaların bile ortalama olarak yarıya yakın kısmında önemli düzelmeler ortaya çıkartılabilmektedir. Multidisipliner tedavi ekibi içinde algolog, psikiyatrist, psikolog, nörolog, fizik tedavi uzmanı ve gerekli durumlarda ilgili diğer bilim dallarından uzmanlar bulunmalıdır. Psikiyatrist ve psikoloğun tedaviye katılması ve hastanın psikolojik durumunun tespiti; tedavi maliyetlerini, süresini, başarısını ve hastanın ve hastanın ailesinin yaşam kalitesini arttırıcı etki yapabilmektedir” ifadelerini kullandı. </p>



<p>EDİTÖR : ABDULLAH GÖNÜLTAŞ /HABER MERKEZİ</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/">&#8216;KRONİK AĞRI SENDROMU PSİKOLOJİNİZİ DE ETKİLEYEBİLİR&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
