<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kronik Archives - Horoz Medya</title>
	<atom:link href="https://www.horozmedya.com/etiket/kronik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.horozmedya.com/etiket/kronik/</link>
	<description>Haberin Adresi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 21 Sep 2023 07:27:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://www.horozmedya.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-horoz-32x32.png</url>
	<title>kronik Archives - Horoz Medya</title>
	<link>https://www.horozmedya.com/etiket/kronik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>KRONİK BACAK AĞRISI DİKKATE ALINMALI</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/kronik-bacak-agrisi-dikkate-alinmali/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/kronik-bacak-agrisi-dikkate-alinmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Sep 2023 07:27:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=50482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. İhsan Alur, gelecekte toplumu bekleyen tehlike olarak görülen kronik bacak ağrısı hakkında açıklamalarda bulundu. Periferik Arter Hastalığı (PAH) hakkında görüşlerini bildiren Opr. Dr. İhsan Alur, “Ateroskleroz (damar kireçlenmesi ya da sertleşmesi) nedeniyle alt ekstremitelere (bacaklar) kan taşıyan atardamarlarda (arterlerde) daralma (stenoz) veya tıkanma (oklüzyon) ile seyreden, hatta ölümle sonuçlanan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kronik-bacak-agrisi-dikkate-alinmali/">KRONİK BACAK AĞRISI DİKKATE ALINMALI</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. İhsan Alur, gelecekte toplumu bekleyen tehlike olarak görülen kronik bacak ağrısı hakkında açıklamalarda bulundu. Periferik Arter Hastalığı (PAH) hakkında görüşlerini bildiren Opr. Dr. İhsan Alur, “Ateroskleroz (damar kireçlenmesi ya da sertleşmesi) nedeniyle alt ekstremitelere (bacaklar) kan taşıyan atardamarlarda (arterlerde) daralma (stenoz) veya tıkanma (oklüzyon) ile seyreden, hatta ölümle sonuçlanan ciddi bir ‘’damar’’ hastalığıdır. İnsan ömründe beklenen yaşam süresi artışıyla paralel olarak sıklığı giderek artan bu hastalığın, Dünya’da otuz milyondan fazla insanı etkilediği düşünülmektedir. Ege Bölgesi’nde yapılan bir çalışmada genel nüfusta bu hastalığın prevalansı yüzde 19.7 olarak bulunmuştur. Yani kabaca her beş yetişkin bireyden biri (1/5 oranında) günün birinde bu hastalığa yakalanma riski taşımaktadır. 65 yaşına kadar risk faktörü olan kişiler, olmayanlara göre 2.4 kat, altmış beş yaşından sonra 4 kattan daha fazla sıklıkta PAH’a yakalanma riskine sahiptirler. Erkeklerde PAH prevalansı yüzde 25.8, kadınlarda yüzde 17.2’dir. Bu durumda erkeklerin kadınlara oranla daha çok risk altındadır” dedi.</p>



<p>Opr. Dr. İhsan Alur, PAH için tanımlanmış risk faktörlerinin erkek cinsiyet, ileri yaş özellikle 65 yaş ve üstü, sigara veya tütün kullanımı, hiperlipidemi (kanda yağ seviyesi yüksekliği), hipertansiyon (yüksek tansiyon), diyabetes mellitus (şeker hastalığı) ve Metabolik sendrom (sendrom x) PAH olduğunu dile getirdi. Dr. İhsan Alur Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Metabolik Sendrom Çalışma Grubu’nun 2009’da yayınlanan Metabolik Sendrom Kılavuzu’nda; Metabolik sendrom, insülin direnciyle başlayan abdominal obezite (göbek çevresi yağlanması), glukoz intoleransı (halk arasında gizli şeker olarak bilinen bu tanım, bireyin kan şekerinin normal kan şekeri ile diabetik kan şekeri arasındaki değerlerde bulunduğunda kullanılan bir değerlendirmedir) veya diabetes mellitus, dislipidemi, hipertansiyon ve koroner arter hastalığı (KAH) gibi sistemik bozuklukların birbirine eklendiği ölümcül bir endokrinopati olduğunu, Metabolik sendrom ayrıca insülin direnci sendromu, sendrom X, polimetabolik sendrom, ölümcül dörtlü ve uygarlık sendromu gibi farklı terimlerle de tanımlanmakta olduğunu belirtti.</p>



<p>Kalp Damar Cerrahisi uzmanı Opr. Dr. İhsan Alur Ülkemizde Batı Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında sigara/tütün kullanımının yaygınlaşması, aşırı kilo (obezite), şeker ve yüksek tansiyon hastalıklarında görülen artışın önemli sorunlar olarak karşımıza çıkmakta olduğunu belirtti. İhsan Alur, sigaranın bırakılması, kan şekerinin, kan yağlarının kontrol altına alınması, spor yapılması, kilo verilmesi ve hareketli bir yaşam tarzı geliştirilmesi konusunda uyarılarda bulundu.</p>



<p>&#8220;BACAĞA YETERİ KADAR KAN GİTMEMESİNE BAĞLI GELİŞİR&#8221;</p>



<p>Hastalığın damar tıkanıklığına neden olduğunu da belirten Dr. İhsan Alur, “Türkiye’nin genç nüfusa sahip olmasına rağmen, yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı aterosklerotik damar hastalığının (PAH) yaygınlaşması ve bu hastalığa yürümekle oluşan bacak ağrısı (kladikasyo), ayaklarda ve bacaklarda iyileşmeyen yaralar, ayak ya da bacak kaybı, hatta hastanın hayatını kaybetmesi gibi komplikasyonlar giderek artan oranlarda karşımıza çıkmaktadır. Bacak ağrısı, yürüme esnasında damar tıkanıklığından dolayı bacağa yeteri kadar kan gitmemesine bağlı gelişir. Kladikasyo bulgusu hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen tatsız can sıkıcı bir durumdur. Bu nedenle, bu hastalığa karşı uyanık olmamız, sigara/tütün kullanımı, hiperlipidemi (kanda yağ seviyesi yüksekliği), hipertansiyon (yüksek tansiyon), diyabetes mellitus (şeker hastalığı) ve Metabolik sendroma karşı önlem alınması gerekiyor” dedi. HABER MERKEZİ</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kronik-bacak-agrisi-dikkate-alinmali/">KRONİK BACAK AĞRISI DİKKATE ALINMALI</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/kronik-bacak-agrisi-dikkate-alinmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ASTIM HASTALARININ YÜZDE 40&#8217;INDA OBEZİTE GÖRÜLÜYOR</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/astim-hastalarinin-yuzde-40inda-obezite-goruluyor/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/astim-hastalarinin-yuzde-40inda-obezite-goruluyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 May 2022 08:47:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=19705</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yaştan insanı etkileyen ancak doğru tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınabilen astım, sanıldığı gibi çocukluk hastalığı değil sonradan da gelişebiliyor. Her yıl vaka sayısında artışın yaşandığı hastalıkla ilgili değerlendirmelerde bulunan Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Nurten Elkin, doğru tedavi yöntemleri uygulanmazsa astım hastalarının günlük yaşam kalitelerinin düşebileceğini vurguladı. “DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE ASTIMI TAMAMEN ORTADAN KALDIRAN [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/astim-hastalarinin-yuzde-40inda-obezite-goruluyor/">ASTIM HASTALARININ YÜZDE 40&#8217;INDA OBEZİTE GÖRÜLÜYOR</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her yaştan insanı etkileyen ancak doğru tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınabilen astım, sanıldığı gibi çocukluk hastalığı değil sonradan da gelişebiliyor. Her yıl vaka sayısında artışın yaşandığı hastalıkla ilgili değerlendirmelerde bulunan Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Nurten Elkin, doğru tedavi yöntemleri uygulanmazsa astım hastalarının günlük yaşam kalitelerinin düşebileceğini vurguladı.</p>



<p><br>“DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE ASTIMI TAMAMEN ORTADAN KALDIRAN BİR İLAÇ TEDAVİSİ YOK”</p>



<p><br>Kronik bir akciğer hastalığı olarak bilinen astım, bulaşıcı bir enfeksiyon değildir. Ancak astıma alerjenler, mesleksel etkenler, tütün mamulleri kullanımı, ev içi ve dışı hava kirliliği, enfeksiyonlar, üst solunum yolu enfeksiyonu (nezle, sinüzit, burun polibi vs.), psikolojik faktörler, ilaçlar ve besinler gibi birçok etken sebep olabilmekte. Dünyanın hiçbir yerinde astımı tamamen ortadan kaldıran bir ilaç tedavisi olmadığını belirten Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nurten Elkin, Türkiye&#8217;de her 12-13 yetişkinden birinde ve her 7-8 çocuktan birinde astım hastalığı görüldüğünü kaydederek, şunları söyledi:“Hastalık tekrarlayan nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı/hışıltı/ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir. Astım tedavisinin amacı hastalığın şikayetlerinin kontrol altına alınması ve hastanın yaşamını normale en yakın şekilde devam ettirilmesidir. Uygun ilaç tedavisinin verilmesi ile astım belirtileri kontrol altına alınabilmektedir. Hastalığı başlatan etkenlerden sakınılması ve ilaçların doğru ve düzenli kullanılması oldukça önemlidir.&#8221; dedi.</p>



<p><br>KİLO KONTROLÜ ÖNEMLİ</p>



<p><br>Yapılan araştırmalarda hastaların ilaçlarını doktorunun önerdiği şekilde kullanmasının, sigarayı bırakmanın ve obez hastaların kilo vermesinin, sağlıklı ve dengeli beslenmenin, düzenli egzersiz yapmanın, solunan ortam havasını temiz tutmanın astımın kontrolünü kolaylaştırdığı göstermekte. Yüzde 30-40 oranında astımlı hastada obezite olduğunu bildirilmekte ve zayıflamak hastalık kontrolünü düzeltebilmektedir. Elkin, obezitesi olan astımlı hastalarda doktor ve diyetisyen gözetiminde kilo vermeleri hastalıkların seyrini olumlu etkileyeceğini, araştırmalarda sigarayı bırakmanın ve obez hastaların kilo vermesinin, astımın kontrolünü kolaylaştırdığı gösterdiğini belirtti.</p>



<p>ASTIMINIZ VARSA BUNLARDAN UZAK DURUN</p>



<p><br>Halk arasında doğru sanılan birçok yanlışın olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Nurten Elkin, özellikle astım hastalarının dikkat etmesi gerekenleri şöyle sıraladı:&#8221; Ev ve iş yerlerinde havalandırılma artırılmalı. Ev tozu ve akarlarından korunulmalı, ev işi yaparken maske kullanılmalı. Evcil hayvanlarla temas kurulması durumunda maske takılmalı. Mevsim geçişlerinde polenden korunmak için güneş gözlüğü ve maske kullanımı ihmal edilmemeli. Hastanın sigara dumanı ile teması önlenmeli. Soba, fırın yakıtları, kızarmış yağ, oda spreyi, boya ve ciladan kaynaklı gazlardan kaçınılmalı, bu tür ortamlarda bulunulduğu durumlarda oda iyice havalandırılmalıdır. Astım hastalarında, hastalık kontrol altındaysa egzersizler ve hatta ağır sporlar dahi yapılabilir. Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı düşüncesi tamamen yanlış olup, tedavi kullanılan hiçbir ilacın bağımlılık yapıcı etkisi bulunmamaktadır. İlaçlar bırakıldığı zaman da hasta hiçbir yoksunluk çekmez. Ev ortamında temizlik maddelerinde tuzruhu ve çamaşır suyu gibi tahriş edici maddeler kullanılmamalıdır. Astımın tedavi ile kontrol altına alınabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Elkin, tetikleyici ve risk faktörlerinden uzak kalınması durumunda, gerekli koruyucu önlemlerin alınması ve hastanın tedaviye uyumunun artırılmasıyla hastalığın seyrinde önemli gelişmeler oluşabileceğini belirtti&#8221;. </p>



<p>Editör: Abdullah GÖNÜLTAŞ / HABER MERKEZİ</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/astim-hastalarinin-yuzde-40inda-obezite-goruluyor/">ASTIM HASTALARININ YÜZDE 40&#8217;INDA OBEZİTE GÖRÜLÜYOR</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/astim-hastalarinin-yuzde-40inda-obezite-goruluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MİGRENDEKİ ASIL TEHLİKE BİLİNÇSİZ İLAÇ KULLANIMI</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/migrendeki-asil-tehlike-bilincsiz-ilac-kullanimi/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/migrendeki-asil-tehlike-bilincsiz-ilac-kullanimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2022 21:51:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet özmenoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[miğren]]></category>
		<category><![CDATA[nöroloji7]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=13971</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda baş ağrısı yakınması olmayan kişi sayısı oldukça azdır. Nüfusun yüzde 90&#8217;ında yaşamının bir döneminde baş ağrısı yakınması görülüyor. Erkeklerin yüzde 93&#8217;ü, kadınların ise yüzde 99&#8217;u, en az bir kez baş ağrısı yaşıyor. Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özmenoğlu, baş ağrısı nedeniyle aşırı ve bilinçsiz ilaç kullanımına dikkat çekti. Prof. Dr. Mehmet Özmenoğlu, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/migrendeki-asil-tehlike-bilincsiz-ilac-kullanimi/">MİGRENDEKİ ASIL TEHLİKE BİLİNÇSİZ İLAÇ KULLANIMI</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Toplumda baş ağrısı yakınması olmayan kişi sayısı oldukça azdır. Nüfusun yüzde 90&#8217;ında yaşamının bir döneminde baş ağrısı yakınması görülüyor. Erkeklerin yüzde 93&#8217;ü, kadınların ise yüzde 99&#8217;u, en az bir kez baş ağrısı yaşıyor. Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özmenoğlu, baş ağrısı nedeniyle aşırı ve bilinçsiz ilaç kullanımına dikkat çekti. Prof. Dr. Mehmet Özmenoğlu, &#8220;Aşırı ilaç kullanımına bağlı bağlı baş ağrısı, günümüzde en sık karşılaşılan klinik tablolardan biri&#8221; dedi. “Baş ağrılı ve daha çok uzun süreli dirençli migrenli hastalarda; ağrı kesicilerin yoğun ve bilinçsiz kullanımı, başlı başına ağrı nedeni olabiliyor” diyen Prof. Dr. Mehmet Özmenoğlu, “Kronik migrenli hastalarda ağrının sıklığı nedeni ile bilinçsiz ilaç kullanılmasına bağlı baş ağrısı oluşur. Bu ağrılara, migren ilaçlarının ayda 8 günden fazla; ağrı kesicilerin ayda 15 günden fazla alınması neden olur” ifadesini kullanıyor. “Ağrı kesici veya spesifik bir migren ilacı kullanırken dikkatli olunmalıdır” diyen Prof. Dr. Özmenoğlu, “Aksi takdirde hastalar, migrenden veya baş ağrısından değil, ilaç yan etkisinden etkilenebilirler” uyarısında bulundu.</p>



<p><br>EN YAYGIN BAŞ AĞRISI NEDENI: MIGREN</p>



<p><br>Baş ağrısına neden olan durumlara da değinen Prof. Dr. Mehmet Özmenoğlu, “Baş ağrılarını, birincil (primer) ve ikincil (sekonder) olarak basitçe iki gruba ayırabiliriz. Baş ağrılı hastaların yüzde 90&#8217;ı birincil baş ağrısı grubu içerisinde yer alır. Yüzde 10&#8217;luk ikincil baş ağrılı hasta grubunun yüzde 1&#8217;i ila 5&#8217;inin ağrıları ciddi bir nedene bağlıdır” diyor. Bu sınıflamanın tanı, tetkik ve tedavi açısından büyük kolaylık sağladığını da vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Özmenoğlu, &#8220;Birincil baş ağrıları tekrarlayıcı, benzer karakterde olan, hasta tarafından iyi tanınan ağrılardır. Yaşamı tehdit etmezler ve genellikle tedavi ve önerilerle kontrol altına alınabilirler. İkincil baş ağrıları altta yatan başka bir nedene veya hastalığa bağlı olarak, bazen yaşamı tehdit edebilen, bu nedenle acilen ileri tetkik ve tedavi gerektiren, tanısı konulana dek hastanın gözlem altında tutulması gereken bir klinik tablodur&#8221; ifadesini kullanıyor. Migren, birincil baş ağrıları içerisinde en popüler olan ve en sık görülen baş ağrısı türüdür. Tüm dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 15&#8217;ini etkileyen migren, klinik olarak basitçe üç alt gruba ayrılıyor: Basit migren, öncü bulgulu (auralı) migren ve kronik (3 aydan uzun süreli) migren.</p>



<p><br>MIGREN ATAĞI BAŞLADIKTAN SONRA AĞRI KESICILERIN YARARI YOK</p>



<p><br>Prof. Dr. Özmenoğlu, migrenin, sadece bir baş ağrısı türü olmayıp tüm sistemik yapıyı etkileyen özelliklere sahip olduğunu hatırlatıyor. Prof. Dr. Özmenoğlu, “Migren ataklarında ağrı başlangıcı genelde hafif olarak başlayıp şiddetlenir. Ancak çok şiddetli de başlayabilir. Baş ağrısı çok şiddetli olursa etkilere, kusma da eklenebilir. Baş ağrısı 4-72 saat süreli, bazen orta derecede, bazen çok şiddetli zonklayıcı, nabız atar gibidir. Hastaların yüzde 60&#8217;ında ağrı tek taraflı olarak hissedilir. Ağrı atak sırasında veya farklı ataklarda taraf değiştirebilir, başın herhangi bir bölgesini tutabilir, yüze yayılabilir. Hastaların yüzde 75&#8217;inde migren ataklarına ense ağrısı eşlik eder. Baş ağrısı başlamadan önce ağrı kesiciler yararlıdır, ağrı başladıktan sonra alınacak ağrı kesicilerin çok bir yararı yoktur” diyor. </p>



<p>Editör: Abdullah GÖNÜLTAŞ / HABER MERKEZİ</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/migrendeki-asil-tehlike-bilincsiz-ilac-kullanimi/">MİGRENDEKİ ASIL TEHLİKE BİLİNÇSİZ İLAÇ KULLANIMI</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/migrendeki-asil-tehlike-bilincsiz-ilac-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;KULAK ÇINLAMASI YETİŞKİNLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR&#8217;</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/kulak-cinlamasi-yetiskinlerde-daha-sik-goruluyor/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/kulak-cinlamasi-yetiskinlerde-daha-sik-goruluyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Mar 2022 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[AKUT]]></category>
		<category><![CDATA[atila güngör]]></category>
		<category><![CDATA[kanada]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kulak çınlaması]]></category>
		<category><![CDATA[tinnitus]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<category><![CDATA[zil sesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=12976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Atila Güngör, kulak çınlaması konusunda açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Güngör, “Üç aydan az süredir devam eden çınlamalar akut, 3 aydan fazla süredir devam edenler ise kronik çınlama olarak kabul ediliyor. Kelime anlamı &#8216;zil sesi&#8217; olan Tinnitus herhangi bir dış uyaran olmaksızın işitilen sestir. Sözlük anlamı çınlama olan ve kulakta işitilen bu ses her [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kulak-cinlamasi-yetiskinlerde-daha-sik-goruluyor/">&#8216;KULAK ÇINLAMASI YETİŞKİNLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Prof. Dr. Atila Güngör, kulak çınlaması konusunda açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Güngör, “Üç aydan az süredir devam eden çınlamalar akut, 3 aydan fazla süredir devam edenler ise kronik çınlama olarak kabul ediliyor. Kelime anlamı &#8216;zil sesi&#8217; olan Tinnitus herhangi bir dış uyaran olmaksızın işitilen sestir. Sözlük anlamı çınlama olan ve kulakta işitilen bu ses her zaman çınlama şeklinde olmayıp tıslama, fıslama, fokurdama, hışırdama, uğuldama şeklinde olabilir ve çınlamanın işitildiği kulak her zaman hastalığın olduğu tarafı göstermez. Çınlamanın hissedilmesi için kulağın duyuyor olması da gerekmez. Çünkü kimi yayınlar bu hissi hayalet his olarak kabul ederler&#8221; dedi.</p>



<p>Amerika&#8217;da nüfusun yüzde 10-15&#8217;inin çınlamadan muzdarip olduğunu belirten Prof. Dr. Güngör, &#8220;Kanada&#8217;da yüzde 40&#8217;ı çınlamadan muzdarip olup Avustralya&#8217;da yaşamlarının herhangi bir anında çınlama hissedenler nüfusun 2/3&#8217;dür. Ülkemizde ise bu oran yüzde 10&#8217;lar civarındadır&#8221; ifadelerini kullandı. Kulak çınlaması belirtilerinden bahseden Prof. Dr. Güngör, &#8220;Çınlamaların objektif, sübjektif veya rahatsız edici olan veya olmayan olarak genellikle iki grupta incelenir. Objektif çınlamanın nedeni bilinmez ve genellikle sıklıkla işitme kaybı görülür. Sübjektif çınlamada ise neden bellidir ve bu neden kulak (dış-orta-iç kulak ve iç kulak kanalının çeşitli hastalıkları) ya da kulak dışı hastalıklara (anemi, hipertansiyon, hormonal bozukluklar, damar ya da kas hastalıkları, bazı vitamin ya da mineral eksiklikleri, ilaç kullanımı gibi) bağlı olabilir. Objektif çınlama muayene edenin de duyduğu çınlamadır ve genellikle damarsal ya da kas ile ilgili hastalıklara bağlıdır, subjektif çınlama ise sadece hasta tarafından işitilir ve sıklıkla görülür. Özellikle B12 vitamini ve çinko eksikliği çınlamaya neden oluyor&#8221; açıklamalarında bulundu.</p>



<p>Kulak çınlamasının yetişkinlerde daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Güngör, &#8220;Görülme sıklığı yaşla birlikte artar, erkeklerde daha çok görülür. Ancak bazı gruplarda daha sık rastlanır. 60 yaş üzeri grup, aktif askeri personel, gürültülü işlerde çalışanlar, müzisyenler, motor sporları ile uğraşanlar, av sporu meraklıları ile davranışsal sağlık problemi (anksiyete, depresyon, obsesif kompulsif bozukluğu) olan grupta görülme sıklığı normal nüfustan daha fazladır. Çınlamanın depresyonu artırıcı, depresyonunda çınlama artırıcı etkisi oluyor&#8221; dedi.</p>



<p>Prof. Dr. Güngör, tedavi yöntemlerinden de bahsederek, sözlerini şöyle tamamladı: &#8220;Çınlama şikayeti ile gelen her hastada nedeni anlamaya yönelik incelemeler (işitme testleri, biyokimyasal incelemeler ve görüntüleme) yapılır ve neden bulunmaya çalışılır. Bunun ardından da tedaviye geçilir. Tek taraflı işitme kaybı olan hastalarda ve nörolojik bozukluğu olan çınlamalı hastalarda görüntüleme şarttır. Çınlamanın yönetiminde öncelikle alttaki hastalık tedavi edilir. Zaten rahatsız etmeyen çınlamada tedaviye de gerek yoktur. Rahatsız edici çınlama türleri için tedavi yöntemleri şöyle; işitme cihazı, maskeleme yöntemi, ilaç tedavileri, alışma tedavisi, bilişsel tedaviler, elektriksel veya manyetik uyarım, akupunktur, homeopati (alternatif tıp), lazer tedavisi, çok ileri olgularda biyonik kulak, hiperbarik oksijen tedavisi&#8221;.<br></p>



<p>Editör: Abdullah GÖNÜLTAŞ / HABER MERKEZİ</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kulak-cinlamasi-yetiskinlerde-daha-sik-goruluyor/">&#8216;KULAK ÇINLAMASI YETİŞKİNLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/kulak-cinlamasi-yetiskinlerde-daha-sik-goruluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;KRONİK AĞRI SENDROMU PSİKOLOJİNİZİ DE ETKİLEYEBİLİR&#8217;</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Feb 2022 00:16:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bülten]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bulgu]]></category>
		<category><![CDATA[ÇARE]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[SENDROM]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=12302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Haci Ahmet Alıcı, kronik ağrıların tedavisine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Alıcı, ağrının uyarıcı bir bulgu olduğunu belirterek, “İster baş ağrısı olsun ister karın ağrısı isterse vücudumuzun başka yerinden kaynaklanan ağrılar olsun hepimiz hayatımızın herhangi bir döneminde mutlaka ağrı çekeriz. Ağrı çekmek insanın doğasında vardır. Aslında ağrı uyarıcı bir bulgudur. Vücudumuzda bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/">&#8216;KRONİK AĞRI SENDROMU PSİKOLOJİNİZİ DE ETKİLEYEBİLİR&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Prof. Dr. Haci Ahmet Alıcı, kronik ağrıların tedavisine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Alıcı, ağrının uyarıcı bir bulgu olduğunu belirterek, “İster baş ağrısı olsun ister karın ağrısı isterse vücudumuzun başka yerinden kaynaklanan ağrılar olsun hepimiz hayatımızın herhangi bir döneminde mutlaka ağrı çekeriz. Ağrı çekmek insanın doğasında vardır. Aslında ağrı uyarıcı bir bulgudur. Vücudumuzda bir şeylerin yanlış gittiğini gösteren bir sinyaldir. Yani ağrı bizim dostumuzdur. Bizi çare aramak amacıyla doktora yönlendirir. Biz ağrıyı gerçek ya da ihtimal bir doku hasarıyla ilgili insanın geçmişteki tüm deneyimlerini de kapsayan hoş olmayan duyusal ve duygusal bir deneyim olarak tanımlıyoruz. Ağrılarımızın çoğu geçicidir. Ağrıya sebep olan hastalığı çözdüğümüz zaman ağrı kendiliğinden veya ağrı kesici kullandığımızda veya çeşitli davranışlarla geçer ve bir daha başlamaz. Biz bu tür ağrıyı akut ağrı olarak adlandırıyoruz. Aynı ağrı geçmez devam ederse veya tekrarlarsa ve devam süresi 3 ay gibi bir süreyi geçerse ağrının kronikleşmesinden bahsederiz” dedi.</p>



<p>“KRONİK AĞRI ÇOK BOYUTLU BİR SENDROMDUR”</p>



<p>Kronik ağrının 3-6 aydan daha uzun süren ve uzun süreli tedavi gerektiren, kişiye özel ve çok boyutlu yaşantısı olan, duyusal, duygusal, davranışsal ve bilişsel bileşenleri içeren ağrı olarak tanımlandığına dikkati çeken Prof. Dr. Alıcı, “Ağrının başlamasından sonra devam eden kronikleşme sürecinde ağrının koruyucu uyarıcı sınırlayıcı etkisi bir yere kadardır. Kronikleşme sürecinde ağrı tedavisi için kişi büyük bir umutla çareler arar. Bireysel gayretler gösterir. Bu gayretler ve çareler arayışında ağrının geçeceğine dair bir umut vardır. Umudun ve bireysel gayretlerin tükendiği yerde ağrı kronikleşmeye başlamıştır artık. Akut ağrı döneminde tehdide hızlı bir şekilde tepki vermemizi sağlayan kaygı tarzında olan bireyin psikolojisi, ağrının devam etmesi sonucunda kronik ağrının psikolojik bileşeni olan depresyona döner. Artık ağrının çok boyutlu, çok disiplinli bir şekilde incelenip tedavi edilmesini gerektiren, ağrının başlı başına bir hastalık olarak kabul edildiği nokta olan kronik ağrı hastalığı/sendromu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla kronik ağrı artık bir bulgu olarak karşımıza çıkmaz. Artık çok boyutlu bir sendromdur. Kronik ağrıda sadece ağrı yoktur. Birlikte ağrıyı uzun süre yaşamış ve iyileşme adına umutlarını kaybetmiş, çaresiz, huzursuz, sabrı ve dayanma gücü tükenmiş, ağrı hakkında kendine has tecrübeler edinmiş kısaca duygusal, psikolojik, fiziksel ve ruhsal olarak etkilenmiş bir hasta vardır artık. Bu nedenle ağrı tedavisinin etkili ve başarılı olması için daha karmaşık bir program şeklinde yürütülmesi gerekir” şeklinde konuştu.</p>



<p>“PSİKİYATRİK BELİRTİLERİ ARTIRABİLİR”</p>



<p>Prof. Dr. Alıcı, kronik ağrıda hastaların fiziksel ve psikolojik olarak stresli ve sürekli rahatsızlık hissettiğini ifade ederek, “Bu durum hastada ve sevdiklerinde öfke ve hayal kırıklığına yol açabilir. Tedavide kronik ağrının fiziksel boyutları düşünülürken, ağrınızın tetiklenmesinin ve şiddetinin azaltılması için psikoterapi açısından da ağrının zihinsel ve duygusal yönlerini yönetmemiz gerekir. Böyle bir durumda kronik ağrı, bir bulgu olmaktan çıkıp artık bir sendrom haline gelmiştir ve psikiyatrik belirti birlikteliği oldukça fazladır. Karşımıza somatoform veya depresif bozukluğun bir belirtisi olarak çıkabileceği gibi bazen de fiziksel bir bozukluk olarak kişinin ruhsal dünyasında bozulmalara yol açabilmektedir. İnsanların yetiştikleri toplumun sosyal ve kültürel özelliklerine ve bireyin kişilik özelliklerine çocukluktaki yaşadığı bastırılmış ihmal edilmişlik özelliklerine göre ağrının psikolojik algılanması değişebilir. Dolayısıyla kronik ağrı ile birlikte olan psikolojik rahatsızlıklarımız depresyon, uyku bozuklukları, anksiyete bozuklukları, psikojenik ağrı bozukluğu, somatik semptom bozukluğu, konversiyon bozukluğu ve temaruz/yapay bozukluk şeklinde ortaya çıkabilir” diye konuştu.</p>



<p>“TEDAVİDE MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM ŞART”</p>



<p>Kronik ağrılı hastaya tedavi yaklaşımının nasıl olması gerektiğini Prof. Dr. Alıcı, şu şekilde açıkladı: “Kronik ağrılı hastanın tanı ve değerlendirmesinde olduğu gibi tedavisine de her zaman altın standart olarak kabul edilen multidisipliner bir şekilde yaklaşılmalıdır. Koordineli bir yaklaşımla, çoklu tedavileri içeren kapsamlı iyileştirme hizmeti alan kronik ağrılı hastalarda, multidispliner yaklaşımın faydası bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu altın standart yaklaşımda kronik ağrıya eşlik eden psikolojik etmenler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Ağrı uzmanı tarafından kronik ağrının değerlendirilmesi ve tanısı konduktan sonra ağrı fiziksel olarak tedavi edilirken aynı zamanda psikolojik etmenlerin de tedavi edilmesi için hasta mutlaka psikoterapi için yönlendirilmelidir. Psikoterapi, kronik ağrı için verilen farmakolojik tedavi ve girişimsel işlemle birlikte aynı anda yapılmalıdır. Burada ağrı için verilecek ilaçlar basamak tedavisi ile uygulanmalıdır. İlk önce aspirin, naproksen ve ibuprofen gibi opioid olmayan ilaçlar daha sonra kuvvet derecelerine göre morfin benzeri ilaçları kullanılmalıdır. Hastaların beklentisi göz önüne alınmalıdır. Ancak bu beklenti ağrının tamamen ortadan kaldırılması olmasa bile azaltılması, fiziksel işlevselliğin düzeltilmesi, duygu durum ve uyku bozukluklarının düzenlenmesi, aktif başa çıkma becerilerinin geliştirilmesi ve işe geri dönüşü içerir.”</p>



<p>“AİLE FERTLERİ DE TEDAVİYE DAHİL EDİLMELİ”</p>



<p>Prof. Dr. Alıcı, en önemli temel yaklaşımın hastanın ağrısını kontrol edebileceği gerçeğini anlatmak olduğunu belirterek, “Psikoterapist tarafından hastaya bilişsel-davranışçı tedaviye erken dönemde başlanılmalıdır. Uygulanabilecek tedaviler, grup terapisi, psikososyal tedavi yöntemleri ve davranışsal yöntemler ve çeşitli psikotrop ilaçlardır. Bilişsel-davranışsal terapide olumsuz düşünceler ve ümitsizlik ortadan kaldırılır ve başa çıkma teknikleri öğretilir. Davranışsal yöntemlerde hastalara diyafram solunumu, progresif kas gevşetme, otojenik gevşeme, resim hayal etme ve düşünceyle gevşeme gibi çeşitli gevşeme stratejileri öğretilir. Ağrı ile ilgili duygusal semptomlar bilişsel-davranışçı grup terapisi ile hastaların ortak bazı problemleri çözülebilir. Kronik ağrı aile fertlerinin hepsini etkilediğinden tedavi programına dahil edilmelidir. Psikososyal tedavi yöntemleri hastanın sosyal ortamının düzenlenmesi, sosyal destek grupları oluşturulması, stresle baş etme yollarının gösterilmesi, uğraşı terapileri, ağrı konusunda hasta eğitimi ve egzersiz tedavisidir. Kronik ağrı tedavisinde psikotrop ilaçlardan antidepresanlar santral ve nöropatik ağrının değişik tiplerinde etkin olabilirler. 6-8 haftalık tedaviye rağmen yanıt alınamadığında ilave ilaç kullanmak gerekli olabilir. Pregabalin ve gabapentin gibi antikonvulzanlar da analjezik etkileri nedeniyle kullanılabilirler. Sonuç olarak; kronik ağrı tedavisinde multidisipliner tedavi yaklaşımı ile daha önce tedaviye dirençli kabul edilen hastaların bile ortalama olarak yarıya yakın kısmında önemli düzelmeler ortaya çıkartılabilmektedir. Multidisipliner tedavi ekibi içinde algolog, psikiyatrist, psikolog, nörolog, fizik tedavi uzmanı ve gerekli durumlarda ilgili diğer bilim dallarından uzmanlar bulunmalıdır. Psikiyatrist ve psikoloğun tedaviye katılması ve hastanın psikolojik durumunun tespiti; tedavi maliyetlerini, süresini, başarısını ve hastanın ve hastanın ailesinin yaşam kalitesini arttırıcı etki yapabilmektedir” ifadelerini kullandı. </p>



<p>EDİTÖR : ABDULLAH GÖNÜLTAŞ /HABER MERKEZİ</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/">&#8216;KRONİK AĞRI SENDROMU PSİKOLOJİNİZİ DE ETKİLEYEBİLİR&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/kronik-agri-sendromu-psikolojinizi-de-etkileyebilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAZI KRONİK HASTALIKLARIN SEBEBİ DEMİR EKSİKLİĞİ OLABİLİR</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/bazi-kronik-hastaliklarin-sebebi-demir-eksikligi-olabilir/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/bazi-kronik-hastaliklarin-sebebi-demir-eksikligi-olabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 12:32:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[demir eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kronik hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[tekden hastanesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=5599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demir eksikliği kısaca vücutta yeterli demir alyuvarlarının hemoglobin yapımı için yeterli miktarda bulunmaması durumudur. Yani vücutta ihtiyaç duyulan demirin karşılanmaması durumunda meydana gelen hastalıktır. Özel Denizli Tekden Hastanesi Dahiliye doktorlarından Uzm. Dr. Mehmet Ali Çırnaz, demir eksikliği belirtileri, nedenleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Uzm. Dr. Mehmet Ali Çırnaz, “Demir eksikliği, kanda alyuvarlarda oksijeni taşımakla görevli olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/bazi-kronik-hastaliklarin-sebebi-demir-eksikligi-olabilir/">BAZI KRONİK HASTALIKLARIN SEBEBİ DEMİR EKSİKLİĞİ OLABİLİR</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Demir eksikliği kısaca vücutta yeterli demir alyuvarlarının hemoglobin yapımı için yeterli miktarda bulunmaması durumudur. Yani vücutta ihtiyaç duyulan demirin karşılanmaması durumunda meydana gelen hastalıktır. Özel Denizli Tekden Hastanesi Dahiliye doktorlarından Uzm. Dr. Mehmet Ali Çırnaz, demir eksikliği belirtileri, nedenleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Uzm. Dr. Mehmet Ali Çırnaz, “Demir eksikliği, kanda alyuvarlarda oksijeni taşımakla görevli olan hemoglobin dediğimiz maddenin yapımına yeterli miktarda demir bulunmaması halidir. Kısacası vücutta hemoglobin yapımı için yeterli demir bulunmaması durumudur. Demir eksikliğinin belirtilerinden bahsedecek olursak, ilk belirtilerinden biri halsizlik, çabuk yorulmadır. İleri formlarda çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrısı olarak belirti verebilir. Demir eksikliği daha da ilerlediği durumlarda baş dönmesi yapabilmektedir. Bunların dışında saç ve tırnak bozuklukları, yutma güçlüğü, toprak yeme isteği demir eksikliğinde görülebilmektedir. Çocuklarda ise ileri derecede demir eksikliğinde kronik hastalığında ve gelişme geriliğinde görüyoruz” şeklinde bilgi verdi.</p>



<p><strong>“Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda demir bulunmaktadır”</strong></p>



<p><br>Demirden zengin olan besinleri iyi bilmek gerektiğini söyleyen Dahiliye doktoru Uzm. Dr. Mehmet Ali Çırnaz, “Demir eksikliğinde üç ana neden bulunmaktadır. Gıdaları tüketirken yeterince demir alımı olmaması, demir alımı yeterli olmakla beraber mide-bağırsak sisteminin yeterince emilimi sağlayamaması, yine mide-bağırsak hastalıkları başta olmak üzere akut veya kronik fark edilmeyen kan kayıpları demir eksikliğinin nedenleri arasında yer almaktadır. Demirden zengin olan besinleri iyi bilmek gerekir. Karaciğer, kırmızı et bunları yemeyenler için beyaz et olabilir. Bunların dışında yumurta, özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuru bakliyat, kurutulmuş meyvelerde de yeterince demir bulunmaktadır. Bazen de bazı mide-bağırsak ameliyatı geçirmiş kişilerde veya kronik atrofik gastritle ilişkili durumlarda demir emilimi bozulabilir. Ayrıca mide-bağırsak kanalı ile ilgili tümörlerde ve bazı kronik hastalıklarda hem demir emilimi bozulup hem de gizli kanama yaparak anemi hastalığına sebep olabilir” dedi.</p>



<p><strong>“Demir eksikliği, kalp rahatsızlıklarına hatta depresyona sebep olabilmektedir”</strong></p>



<p><br>Demir eksikliğini bazı durumlarda önlemenin mümkün olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Mehmet Ali Çırnaz, “Demir eksikliği, özellikle gıdalarda demir alımı yetersiz ise önlenebilmektedir. Ama demir emilim bozukluğunu, bazı gizli kanama gibi durumlarda önlemek kolay olmayabiliyor. Bu gibi durumlarda doktor kontrolü mutlaka gereklidir. Demir eksikliği tedavi edilmezse hangi hastalıklara sebebiyet verir gibi sorular hastalarımız tarafından sıklıkla sorulmaktadır. Bu gibi durumlarda demir eksikliği özellikle solunum sıkıntılarına ve kalp rahatsızlıklarına hatta depresyona sebep olduğu klinik tablolarda mevcuttur. Kalp yetmezliği koroner damar hastalıkları varsa durumunun ilerlemesine yol açabilmektedir. Çocuklarda ise gelişim geriliğine sebebiyet verebilmektedir” ifadelerini kullandı.</p>



<p><strong>“Düzenli doktor kontrolleri demir eksikliği hastalığında önemli”</strong></p>



<p><br>Demir eksikliği konusunda önerilerde bulunan Uzm. Dr. Mehmet Ali Çırnaz, “Öncelikle az önce bahsettiğimi demir içeren gıdaların bilinmesi ve bu gıdaların düzenli aralıklarla alınması önemlidir. Demir eksikliği tespit edilmişse aksatmak ya da kendi kendine bu eksikliği gidermeye çalışmak doğru bir yaklaşım değildir. Demir eksikliğinin altında yatan bazı kronik hastalıklar olabilir. Bundan dolayı mutlaka bir sağlık kuruluşuna giderek doktor kontrolünden geçmekte ve kan kontrollerinin düzenli bir şekilde yaptırılmasında fayda vardır” şeklinde bilgi verdi.</p>



<p>İHA</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/bazi-kronik-hastaliklarin-sebebi-demir-eksikligi-olabilir/">BAZI KRONİK HASTALIKLARIN SEBEBİ DEMİR EKSİKLİĞİ OLABİLİR</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/bazi-kronik-hastaliklarin-sebebi-demir-eksikligi-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOĞUK ALGINLIĞINDA BRONŞİT VE ZATÜRRE RİSKİNE DİKKAT</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/soguk-alginliginda-bronsit-ve-zaturre-riskine-dikkat/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/soguk-alginliginda-bronsit-ve-zaturre-riskine-dikkat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Dec 2021 10:05:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bronşit]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selahattin Hersekli]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[zatüre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=3598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her mevsim görülebilmekle beraber en sık kış aylarında ortaya çıkan soğuk algınlığı yediden yetmişe herkesi etkiliyor. Kış aylarında en çok bu vakalarla karşılaştıklarını ve soğuk algınlığının insanlar arasında görülen en bulaşıcı hastalık türü olduğunu belirten Dr. Selahattin Hersekli, “Bu hastalık ciddiye alınmayıp tedavi edilmediğinde ilerleme gösterir. Bu gibi durumlarda da bronşit hatta zatürre gibi ciddi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/soguk-alginliginda-bronsit-ve-zaturre-riskine-dikkat/">SOĞUK ALGINLIĞINDA BRONŞİT VE ZATÜRRE RİSKİNE DİKKAT</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her mevsim görülebilmekle beraber en sık kış aylarında ortaya çıkan soğuk algınlığı yediden yetmişe herkesi etkiliyor. Kış aylarında en çok bu vakalarla karşılaştıklarını ve soğuk algınlığının insanlar arasında görülen en bulaşıcı hastalık türü olduğunu belirten Dr. Selahattin Hersekli, “Bu hastalık ciddiye alınmayıp tedavi edilmediğinde ilerleme gösterir. Bu gibi durumlarda da bronşit hatta zatürre gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir” dedi.</p>



<p><strong>“EN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRÜ KAPALI ORTAMLAR”</strong></p>



<p>Hastalıkta; özellikle iş ortamı, otobüs, dış mekanlar gibi insanların bir arada olduğu yerlerde bulaş riskinin arttığını dile getiren Hersekli, “Bu tür ortamlardan kaçmamız mümkün değil ancak bazı küçük önlemlerle hem hastalığın gelmesini engelleyebilir hem de hasta olursak kısa sürede atlatabiliriz. Mesela tek kullanımlık mendiller kullanılabilir. Ayrıca el hijyeni çok önemli. Elleri sık yıkamak, ağza buruna, göze sürmemek gerekir. Soğuk kış mevsiminde vücut ısının dengelenmesi önemli. Oda, sınıf gibi alanlar sıklıkla havalandırılmalı” diye konuştu.</p>



<p><strong>“KRONİK HASTALIĞI OLANLAR KIŞIN DAHA DA DİKKAT ETMELİ”</strong></p>



<p>Hersekli, kışın KOAH ve astım hastalarının soğuk algınlığına karşı daha dikkatli olmaları gerektiğini ifade ederek, “Özellikle risk altındaki bu kişilerde meydana gelebilen basit enfeksiyonlar çabucak solunum yolu enfeksiyonlarına dönüşebilir. Bu nedenle KOAH ve astım gibi kronik hastalığı olanların doktor kontrolü altında grip ve zatürre aşılarını aksatmamaları önerilir” dedi.</p>



<p>İHA</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/soguk-alginliginda-bronsit-ve-zaturre-riskine-dikkat/">SOĞUK ALGINLIĞINDA BRONŞİT VE ZATÜRRE RİSKİNE DİKKAT</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/soguk-alginliginda-bronsit-ve-zaturre-riskine-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
