<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>geçmiş Archives - Horoz Medya</title>
	<atom:link href="https://www.horozmedya.com/etiket/gecmis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.horozmedya.com/etiket/gecmis/</link>
	<description>Haberin Adresi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Feb 2025 22:33:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://www.horozmedya.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-horoz-32x32.png</url>
	<title>geçmiş Archives - Horoz Medya</title>
	<link>https://www.horozmedya.com/etiket/gecmis/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>KÜLTÜREL MİRAS VE VANDALİZM</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/kulturel-miras-ve-vandalizm/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/kulturel-miras-ve-vandalizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilüfer BEKCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Mar 2024 22:46:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[antik kalıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[antik şehirler]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojik sit alanları]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel değerler]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel miras]]></category>
		<category><![CDATA[mirasın korunması]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi eser koruma]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi eserler]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel zenginlik]]></category>
		<category><![CDATA[TURİZM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=80740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emekli olduktan sonra zihnimi zinde ve aktif tutmak için Açık Öğretim okumaya karar verdim. Bölüm olarak da Kültürel Miras ve Turizm’i seçtim. Bu bölümü seçmemin nedeni tarihi eserlere ve antik şehirlere olan merakımdı. İlimizde iki tane büyük antik şehir var. Laodikya ve Hierapolis. Bunları birkaç kez gezdim. Başka illerdekileri de geziyorum fırsat buldukça. Efes, Bergama, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kulturel-miras-ve-vandalizm/">KÜLTÜREL MİRAS VE VANDALİZM</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Emekli olduktan sonra zihnimi zinde ve aktif tutmak için Açık Öğretim okumaya karar verdim. Bölüm olarak da Kültürel Miras ve Turizm’i seçtim. Bu bölümü seçmemin nedeni tarihi eserlere ve antik şehirlere olan merakımdı.</p>



<p>İlimizde iki tane büyük antik şehir var. Laodikya ve Hierapolis. Bunları birkaç kez gezdim. Başka illerdekileri de geziyorum fırsat buldukça. Efes, Bergama, Afrodisias, Aspendos, Kars’taki Ani Harabeleri, Truva ilk aklıma gelenler.</p>



<p>Ne yazık ki hepsinde aynı izleri, aynı kasıtlı tahribatı görüyorum. Kapadokya’daki mağara kiliselerinde de gördüğüm manzara aynıydı. Dini gerekçelerle fresklerin gözleri oyulmuş, hatta üzerlerine insan pisliği yapıştırılmıştı. Tamamen cehaletten ve radikallikten kaynaklanan bu davranış beni çok üzüyor.</p>



<p>Bir de köylülerin bu antik şehirlerdeki sütun parçalarını, duvar taşlarını alıp evlerine, tarlalara taşımaları var, bilinçli ya da bilinçsiz. Kimi sadece bir taş parçası gözüyle bakıyor, değerini bilmediği için; ya da biliyor ama kasten yapıyor. Zarar vermek hoşuna gidiyor.</p>



<p>Mesela Van’da bir köylü antik şehirde bulduğu çok değerli bir kapıyı söküp ahırına takıyor. Durum fark edilince müze yetkilileri kapıyı almak istiyor, ama adam direniyor. Sonuçta bir inek karşılığında veriyor kapıyı ve kapı müzede yerini alıyor. Bir ineğe verdiği kapının değerinin farkında bile değil. Olsa zaten ahır kapısı yapmaz.</p>



<p>Bunun dışında sadece zevk için tarihi eserlere zarar veren, çizen, kıran, parçalayan Vandallar var. Parçaları çalıp götüren, satan ya da koleksiyonunu yapan hırsızlar var. Kral mezarlarını açıp hazine arayanlar var. Aslında bu mezarlar çoktan soyulmuş hazine avcıları tarafından.</p>



<p>Abdülhamit döneminde başlamış tarihi eserlerin yurtdışına kaçırılması. Kaçırmak değil aslında. Resmen izin istenmiş ve “Taş değil mi bunlar, götürsünler “cevabı alınmış. Bunun üzerine Bergama’daki koskoca Zeus Sunağı parça parça Berlin Müzesi’ne götürülmüş. Bizler de kendi memleketimizin değerini başka bir ülkede para ödeyerek görebiliyoruz.</p>



<p>Bu Abdülhamit zihniyeti ne yazık ki halkımızın büyük çoğunluğunda devam ediyor. Oysa topraklarımız içindeki antik şehirler, tarihi eserler, camiler, kiliseler, mimari harikalar hepsi birer kültürel mirastır. Millî değerdir ve turist, döviz kapısıdır. Ben çocukken “Turist döviz, döviz refah getirir” diye bir slogan vardı. Ne kadar güzel değil mi?</p>



<p>Ayrıca bir prestij aracıdır bu eserler. Prestij yeni yapmak ya da yıkıp yeniden yapmakla değil, eskiye ait değerli yapıları korumakla kazanılır.</p>



<p>Bakın Avrupa şehirlerine, hepsi eski şehirlerine milyonlarca turist alıyor. Merak ediliyor, geziliyor çünkü aynen korunmuş. Binalar olduğu gibi duruyor, sapasağlam ayakta, bakımlı.</p>



<p>Bu yazıya başlamadan önce merak ettim, dünyanın en çok turist alan şehirlerine baktım. İlk 30 da sadece İstanbul var. On birinci sıraya yerleşerek Viyana ve Prag’ın önüne geçmiş. Bunun da sebebi sahip olduğu kültürel mirastan çok Boğaz ve Haliç manzarası ve bir de Ayasofya. Tabii ki hepimiz için sevindirici ama neden bir Antalya, bir Aydın, bir İzmir, Muğla ya da Kars da olmasın bu listede.</p>



<p>Bizim hem ilgi, bakım, koruma eksiğimiz var, hem de tanıtım eksiğimiz. Ne var ki kimi şehirler rahatsız olacaklarını düşündükleri için hiç tanıtım yapmıyorlar ve sahip oldukları eski eserleri, ören yerlerini korumuyorlar.</p>



<p>Ama hepsinden acı olan kasıtlı olarak zarar verilmesi, bunun sırf zevk için yapılması. O eserler bu güne kadar ayakta kalmış ya da kazıyla çıkarılmış, bin bir emek ve yıllar süren çalışmalar soncunda hem de. Siz hiç arkeolojik kazının nasıl yapıldığını gördünüz mü? Minicik aletlerle, diş aletine benzer araçlarla yapıyorlar kazıyı; eser zarar görmesin diye. Böyle bin bir emekle bir sütun başı çıkarılıyor; üzerinde mükemmel oyulmuş figürler olan ve vandalın biri gelip üzerine adını kazıyor ya da saçma sapan bir şey yazıyor. Neden mutluluk veriyor bunu yapmak, zarar vermek neden zevk verir bir insana hiç anlamıyorum. Bu davranışın bence evinize gelip bir eşyanıza zarar vermesinden hiç farkı yok. Evimiz bize aitse o eserler, o şehirler de hepimize ait; evimizi nasıl koruyorsak onları da öyle korumak boynumuzun borcu. Madem bu topraklarda dünyaya geldik, onun bize verdiği değerlere de sahip çıkmalı, korumalıyız.</p>



<p>Selam ve sevgiyle</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/kulturel-miras-ve-vandalizm/">KÜLTÜREL MİRAS VE VANDALİZM</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/kulturel-miras-ve-vandalizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GEÇMİŞE BAKIŞ ÖYKÜ TADINDA</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/gecmise-bakis-oyku-tadinda/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/gecmise-bakis-oyku-tadinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Çoruk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2022 21:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[NEFES]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=23485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllar yıllar önce Yaradanın bizlere verdiği nefesi özgürce kullandığımız, bunun bize verilmiş bir nimet olduğunun farkına varamadığımız zamanlardı. Oysa yaşam nefesle başlar ve nefesle sonlanır, var oluşumuzun başlama ve bitiş sebebidir. Bizler çoğu zaman nefesimiz kesilince ya da nefesini kaybedenleri görünceye kadar nefesin önemini ve değerini anlayamıyoruz. Doğuşumuzdan itibaren bizlere verilmiş sıradanlık gibi görüyoruz. Tıpkı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/gecmise-bakis-oyku-tadinda/">GEÇMİŞE BAKIŞ ÖYKÜ TADINDA</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yıllar yıllar önce Yaradanın bizlere verdiği nefesi özgürce kullandığımız, bunun bize verilmiş bir nimet olduğunun farkına varamadığımız zamanlardı. Oysa yaşam nefesle başlar ve nefesle sonlanır, var oluşumuzun başlama ve bitiş sebebidir. Bizler çoğu zaman nefesimiz kesilince ya da nefesini kaybedenleri görünceye kadar nefesin önemini ve değerini anlayamıyoruz. Doğuşumuzdan itibaren bizlere verilmiş sıradanlık gibi görüyoruz. Tıpkı günlük yaşantılarımızın paha biçilemez bir güzellik mucize olduğunun farkında olmadığımız gibi.</p>



<p>Korona, biz insanlara ödül mü yoksa ceza mıydı? Belki de bazılarımız için ödül bazılarımız için cezaydı. Bu bizim olaya nasıl baktığımızla ilgili.</p>



<p>Her sabah uyanıp yeni bir güne başlamak, günlük yaşam ihtiyaçlarımız, nefes almak kadar sıradandı. Düşünebiliyor musunuz, her sabah hiçbir endişe duymadan evden sevdiklerimizi işe gönderebiliyorduk, çocuklarımızı da okula. Temiz nefes almak ve sağlıklı yaşam için yürüyüşe çıkabiliyorduk. Oysa oksijen kaynağımız olan doğa yaşamımızı sonlandırabilecek bir tehdit unsuru olmuştu artık. Eldivensiz ve maskesiz çıkamaz olmuştuk dışarıya. Bu o kadar tuhaf bir duygu ki anlatımı, tarifi çok zor. Bu duygunun tanımı kelimelerde anlam bulmuyor maalesef. Gönül rahatlığıyla uğurladığımız sevdiklerimizi savaşa gönderir gibi endişe ve kaygı ile uğurlamak bizim için bilinmezlik artık. Dedim ya bazen ödül bazen ceza olarak dönüyor bize bu korona günleri. Sağlıkçılarımız, canını dişine takıp gece gündüz bizler için çalışan sevdiklerinden ayrılıp görevini canı pahasına bırakmayan onuru ile yapan canlar. Üzerlerinde korunaklı kıyafetleri, maskeleri, eldivenleri ile bir astronot edası ile görevinin başında. Onların nasıl zor bir görevin ve sorumluluğun içinde olduklarını hissedip ürperdiğimiz ve belki de korktuğumuz görüntüler hep gözlerimin önünde. Görevlerini ve sorumluluklarını onuruyla yapmaları, fazlasıyla takdir edilmeye değer. Mesela büyüklerimiz, onlara yaşlılarımız demek istemiyorum onun yerine yaş alanlarımız diyorum. Gençlik ve yaşlılık insanın ruhundadır bence. Bir anda bütün dikkatler onların üzerlerine çekildi. Sanki virüs onlardan bulaşıyormuş gibi yanlış bir algı ile görmek istemediğimiz vicdanımızı sızlatan bazı onur kırıcı görüntülere şahit olduk. Bu da bizim bütünlemeye kaldığımız yaşayan kültürlerimiz ile ilgili bir sınavımızdı. Koronadan önce seyahat edebilme özgürlüğümüz vardı. İstediğimiz zaman istediğimiz anda, ülkeleve şehirler arası seyahatler yapabiliyorduk. Ama bunun nasıl bir özgürlük ve lütuf olduğunu bilmiyorduk. Mesela canımız sıkıldığında bir arkadaşımızı arayıp ya davet ediyor ya da dışarıda bir yerlerde oturup çay kahve eşliğinde muhabbetler edip keyifli anlar geçirebiliyorduk, bunun bize verilmiş bir mucize olduğunu anlamadan.</p>



<p>Hiç berberlerin, kuaförlerin bizim hayatımızda ne kadar önemli yer teşkil ettiğini düşünmüş müydük? Ne kadar değerlilerdi bizim hayatımızda? Bunu saç sakal birbirine karışınca anladık, kendi öz bakımlarımızı kendimiz yapmaya başladığımız an. Herkes yapabildiği kadar kendi saçını sakalını kendisi kesmeye başladı ya da aile fertlerinden rica etti. Nasılda bağlıymışız birbirimize bir zincirin halkaları gibi, farkına varamadığımız şekilde, yaşamımızı sürdürebilmek ve yaşamın akışına uydurabilmek için. Anne karnındaki bir bebeğin göbek bağı ile anneye ekli olduğu gibi, bunu tam anlamıyla gördük ve hissettik.&nbsp; Bize tekrar şunu hatırlattı, yalnızlık Allah’a mahsustur insanlık daima birbirine muhtaçtır ve ihtiyacı vardır.</p>



<p>Tüm dünyaya sığamazken evlerimize sığdırdıklarımız, kendimize ve ailemize daha çok zamanlar ayırdığımız, dışarıya seyahat edemezken içimize seyahat ettiğimiz, değiştiğimiz, dönüştüğümüz bir acayip zamandı korona günleri. Neler yapmadık ki; balkonlarda şarkı söyleyenler, dans edenler, hayatında eline un hamur almayanların ekmek, pide yapma deneyimlemeleri, kendini keşfedenler, bekletilen kitapların okunması, arka arkaya iki üç film izleme zamanı bulmak… Daha önce de söylediğim gibi bazen ceza oldu bize bazen de ödül. Ceza gördüklerimizden ders almak, ödül gördüklerimizi hayatımıza katmak yaşam tarzı haline getirmek bizim kazancımız ve tercihimiz oldu. Ve inanıyorum ki birçok insan kendinde fark ettiği farklı yönlerini keşfettiği yeni yollara yelken açacak. Yaşam sonu belli olmayan bir senaryo gibi, seçtiklerimiz ve tercihlerimiz bizim yaşam yolundaki deneyimlerimiz, senaryonun sonunu belirleyecek ve yaşamdaki sınavlarımız olacak. Önemli olan neyin nasıl geldiği, olayın büyüklüğü veya küçüklüğü değil, bizim bunu nasıl karşıladığımız. Başımıza gelenleri, bize yaşatılan ve yapılanları yüreğimizde yumuşatıp hayata gülümseyerek ve pozitif bakabilmek. Her ne olursa olsun olanı, hayatın akışını olduğu gibi kabul ederek kabule geçmek ve şükredebilmek en büyük erdem ve başarı değil mi? Şimdilerde buna pollyannacılık dense de kendi adıma hep bir pollyanna bakışım vardır hayata. Mutlaka her şeyin bir çaresi vardır ve mutlu olmak için daima bir sebep bulunur derim kendime. Bunu basite indirgeyip pollyannacılık demek yerine derinleştirip tasavvuf demek daha uygun olmaz mı? bunu şimdilerde daha iyi anlıyoruz, mutlu olmak ve pozitif bakmak için ne kadar çok ve güzel sebeplerimiz varmış… Çocukça ve pozitif bakabildiğimiz, şükürlerimizin çok olduğu, güzelliklerle dolu günlerimiz olsun güzel insanlar…</p>



<p>Sevgiyle, hoşça ve güzelliklerle kalın…</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/gecmise-bakis-oyku-tadinda/">GEÇMİŞE BAKIŞ ÖYKÜ TADINDA</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/gecmise-bakis-oyku-tadinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PUL MÜZESİ</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/pul-muzesi/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/pul-muzesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüsamettin Tat]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Dec 2021 07:01:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[denizli]]></category>
		<category><![CDATA[denizlihaber]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[horoz haber]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[pul]]></category>
		<category><![CDATA[pul müzesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=4500</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bulunduğum Bursa, Ankara gibi büyük şehirleri gezme ve tanıma fırsatım olduğunda ilk gideceğim yerlerin başında müzeler gelir. Bu şehirlerde her kamu kuruluşunun kendine has müzeleri olduğunu gördüm.Müzeleri dolaşırken, geçmişe ait çeşitli alet, edevat gibi objeleri tanıma fırsatım oldu. Ankara’yı tanımaya çıktığımda; Sıhhiyeden Ulusa doğru yol boyu giderken çeşitli müzelerin olduğunu gördüm. Bunların içerisinde ilk ziyaret [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/pul-muzesi/">PUL MÜZESİ</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bulunduğum Bursa, Ankara gibi büyük şehirleri gezme ve tanıma fırsatım olduğunda ilk gideceğim yerlerin başında müzeler gelir. Bu şehirlerde her kamu kuruluşunun kendine has müzeleri olduğunu gördüm.<br>Müzeleri dolaşırken, geçmişe ait çeşitli alet, edevat gibi objeleri tanıma fırsatım oldu.</p>



<p><br>Ankara’yı tanımaya çıktığımda; Sıhhiyeden Ulusa doğru yol boyu giderken çeşitli müzelerin olduğunu gördüm. Bunların içerisinde ilk ziyaret ettiğim müze Posta İşletmelerine ait Pul Müzesi. Pul müzesi çeşitli pulların bulunduğu, ilk zamanlarda kullanılan posta ile ilgili; alet, edevat, giyim kuşam, posta arabası gibi malzemelerin sergilendiği bir müze.<br>Posta işletmesinin tarihine bakacak olursak çok eski bir kurum. İlk Posta Teşkilatı Tanzimat Fermanı ile yaşanan gelişmelerin sonucu olarak Osmanlı Devletini tüm halkının ve yabancıların posta ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla Nezaret olarak 23 Ekim 1840 tarihinde kurulmuştur.</p>



<p><br>İlk Postahane ise İstanbul’da, Yeni Camii avlusunda Postahane-i Amire adı ile açılmıştır. 1843 yılında telgrafın icadına müteakip 11 yıl sonra ülkemizde de telgraf hizmeti başlamış, bu hizmeti disipline etmek üzere 1855 yılında ayrı bir Telgraf Müdürlüğü kurulmuştur.1871 yılında ise Posta Nazırlığı ile Telgraf müdürlüğü birleştirilerek, Posta ve Telgraf Nezaretine dönüştürülmüştür. 1876 yılında milletlerarası posta nakli şebekesi kurulmuş, 1901 yılında ise koli ve havale işleminin kabulüne başlanılmıştır. 23 Mayıs 1909 tarihinde ilk manüel telefon santralının İstanbul’da hizmete verilmesinden sonra Posta ve Telgraf Nezareti, 1909 yılında Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti haline dönüştürülmüş, 19013 yılında da Posta, Telgraf ve Telefon (PTT) Umum Müdürlüğü adını almıştır. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında İçişleri Bakanlığına bağlı olarak görev yapan PTT Genel müdürlüğü, 1933 yılında katma bütçeli bir idare olarak Bayındırlık Bakanlığına, 1939 da ise Ulaştırma Bakanlığına bağlanarak hizmetlerine devam etmektedir.1954 yılında Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) olan PTT Genel Müdürlüğü, 1984 yılında Kamu İktisadi Devlet teşebbüslerinin yeniden düzenlenmesi ile ilgili olarak çıkarılan 233 sayılı KHK ile Kamu İktisadi Kuruluşu (KİK) statüsüne geçirilmiştir. 18.06.1994 tarih ve 4000 sayılı kanun ile PTT İşletmesi Genel müdürlüğünün, T.C Posta İşletmesi Genel müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi şeklinde yeniden yapılanması öngörülmüş olup 24.04.1995 tarihinden itibaren T.C Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü müstakilen çalışmaya başlamıştır.</p>



<p><br>29.01.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4502 sayılı kanun 24. Maddesi ile T.C Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü olan kuruluşunun adı, T.C Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü (PTT) olarak değiştirilmiştir.</p>



<p><br>Kamu İktisadi Kuruluşu olan, T.C Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü 23.05.2013 tarih ve 28655 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6475 sayılı “Posta Hizmetleri Kanunu” ile T.C Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş adı altında Anonim şirket olmuştur.</p>



<p>Hüsamettin TAT</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/pul-muzesi/">PUL MÜZESİ</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/pul-muzesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
