<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>beyin Archives - Horoz Medya</title>
	<atom:link href="https://www.horozmedya.com/etiket/beyin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.horozmedya.com/etiket/beyin/</link>
	<description>Haberin Adresi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 22 Feb 2022 12:12:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://www.horozmedya.com/wp-content/uploads/2022/05/cropped-horoz-32x32.png</url>
	<title>beyin Archives - Horoz Medya</title>
	<link>https://www.horozmedya.com/etiket/beyin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;SEVGİ BEYİNDE BAŞLIYOR&#8217;</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/sevgi-beyinde-basliyor/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/sevgi-beyinde-basliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Feb 2022 21:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=12465</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Özge Arıcı Düz, sevginin beyinde başladığını belirterek, “Aşk tanımlanması zor sübjektif bir duygudur. Herkesin aşkı kendine özeldir. Bu nedenle aşkı ve aslında özünde olan sevgiyi tek bir şekilde tanımlamak güçtür. Ancak bilinen gerçek; sevginin, beyinde başladığıdır. Karmaşık nörobiyolojik, nörofizyolojik ve nöroanatomik temelleri vardır. Kalbin burada kullanımı mecazidir. Özellikle beyinde birçok duyumuzu da, duygulanmamızı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/sevgi-beyinde-basliyor/">&#8216;SEVGİ BEYİNDE BAŞLIYOR&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doç. Dr. Özge Arıcı Düz, sevginin beyinde başladığını belirterek, “Aşk tanımlanması zor sübjektif bir duygudur. Herkesin aşkı kendine özeldir. Bu nedenle aşkı ve aslında özünde olan sevgiyi tek bir şekilde tanımlamak güçtür. Ancak bilinen gerçek; sevginin, beyinde başladığıdır. Karmaşık nörobiyolojik, nörofizyolojik ve nöroanatomik temelleri vardır. Kalbin burada kullanımı mecazidir. Özellikle beyinde birçok duyumuzu da, duygulanmamızı da yöneten limbik sistem adında bir anatomik yapılar birleşimi vardır” dedi.</p>



<p><br>&#8220;BEYNİN BİR BÖLÜMÜ DEĞİL BÜTÜNÜ DEVREYE GİRİYOR&#8221;</p>



<p><br>Bugüne kadar yapılan çalışmalarla limbik sistemin aşk, sevgi için en önemli anatomik bölge olduğunun kanıtlandığını ifade eden Doç. Dr. Düz, sözlerine şöyle devam etti: &#8220;Ancak günümüzde herhangi bir nörolojik fonksiyon için tek bir anatomik bölgedense geniş bir network ağının etkin olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle göz, koku, işitme gibi duyularımızın da içinde olduğu geniş bir ağın aşkın oluşumunda ya da devamında hissettiklerimiz için etkin olduğu bilinir. Örneğin aşık olduğumuz kişiyi görmek, sesini duymak ya da kokusunu almak hepimizi mutlu eder. Ancak erkek ve kadın beyni arasındaki farklılıklar göz önüne alındığında sevginin anatomisi de iki cins arasında farklılıklar göstermekte ve bunun günlük yaşama sevginin yaşanması adına da farklılıklar olarak yansımıştır. Aşk ve sevgi dış uyaran ile uyandırılan bir duygular bütünüdür. Burada beynimizin dış uyaranlara en iyi cevabı beyin kabuğu ile oluşturulur. Ancak duygulanımların oluşmasında ve yönetilmesinde, hafızanın etkisinin belirginleşmesinde ise en önemli yapılar amigdala, prefrontal korteks, limbik sistem ve beyin sapı dediğimiz alanın etkin olduğu düşünülmektedir. Ancak genel görüş beynin belli bölgelerinin değil beynin bütününün sevginin oluşmasında etkin olduğu yönündedir&#8221;.</p>



<p><br>&#8220;DOPAMİNLE BİRLİKTE AŞK EN İYİ ÖDÜLLENDİRME YÖNTEMİ&#8221;</p>



<p><br>Doç. Dr. Düz, sevginin oluşmasında beyinde salgılanan önemli maddelerin oksitosin, dopamin ve serotonin olduğuna değinerek, &#8220;Dopamin özellikle beyinde ödül mekanizmasının başkahramanıdır. Aşk bizim için en iyi ödüllendirme yöntemlerinden biridir. Bu nedenle nörobiyolojideki yeri önemlidir. Oksitosin ise bağlanma ve bağ kurma ile ilişkili bir aracıdır. Bu nedenle aşkın bağlanma döneminde etkin olduğu düşünülmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki herkesin aşkı farklıdır, çünkü herkesin beyni birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar yaşanan durumlara bağlı ortaya çıkan beynin farklı tepkileridir. Bu nedenle aşk bir ilişkiye değil bireye özeldir. Aslında insanoğlunun yaşadığı en eski duygulardan biri olan aşk heyecanlandırır ve haz verir. Burada da birçok madde etkin olsa da heyecan ve hazzı sağlayan en önemli madde norepinefrin olarak düşünülmektedir. Aşkın oluşmasıyla birlikte göğsümüzde kuşları uçuran, yeme-içmekten kesen ve uykuyu azaltan durumun altında yatanın, norepinefrin salınımı olduğu düşünülmektedir&#8221; dedi. </p>



<p>Editör: Abdullah GÖNÜLTAŞ / HABER MERKEZİ</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/sevgi-beyinde-basliyor/">&#8216;SEVGİ BEYİNDE BAŞLIYOR&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/sevgi-beyinde-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;BAŞKASININ DERTLERİNİ DİNLEMEK BEYNİ GÜÇLENDİRİYOR&#8221;</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/baskasinin-dertlerini-dinlemek-beyni-guclendiriyor/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/baskasinin-dertlerini-dinlemek-beyni-guclendiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jan 2022 12:02:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dert]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[rutin]]></category>
		<category><![CDATA[selen gür özmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=9313</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pandemiyle birlikte bireysel aktiviteler artarken, bireyselliğin beyne etkisi ise uzun vaade de iyi sonuçlar getirmiyor. Uzmanlar, rutinlerin beynin bir tür düşmanı olarak tarif ederken, sorunlar karşısında kolay yolu seçmek de beyindeki sınırlı sayıda bulunan sinir hücrelerini daha az işe yarar hale gelmesine neden olduğunu belirtiyor. Rutinlerinden şaşmayan insanların daha fazla unutkanlık, bilişsel sorunlar, depresyon ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/baskasinin-dertlerini-dinlemek-beyni-guclendiriyor/">&#8221;BAŞKASININ DERTLERİNİ DİNLEMEK BEYNİ GÜÇLENDİRİYOR&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pandemiyle birlikte bireysel aktiviteler artarken, bireyselliğin beyne etkisi ise uzun vaade de iyi sonuçlar getirmiyor. Uzmanlar, rutinlerin beynin bir tür düşmanı olarak tarif ederken, sorunlar karşısında kolay yolu seçmek de beyindeki sınırlı sayıda bulunan sinir hücrelerini daha az işe yarar hale gelmesine neden olduğunu belirtiyor. Rutinlerinden şaşmayan insanların daha fazla unutkanlık, bilişsel sorunlar, depresyon ve anksiyeteyle mücadele ettiğini ifade eden Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Nöroloji Uzmanı ve Sinirbilimci Doç. Dr. Selen Gür Özmen, bir başkasının sorunlarını dinlemenin de beyne yararlı olduğunu söyleyerek, beyni geliştiren maddeleri sıraladı.</p>



<p><strong>“Rutinler beynin düşmanı”</strong></p>



<p><br>Beynin rutinleri evrimsel olarak tercih ettiğini ifade eden Doç. Dr. Selen Gür Özmen, kişinin kendisini daha güvende hissedebilmesi için genelde kolay yolu seçebildiğini söyledi. Selen Gür Özmen, bu kolay yolun beyindeki sınırlı miktarda bulunan hücreleri daha az işe yarar hale getirdiğini ve beynin birbirleriyle bağlantı yollarını kapattığını söyleyerek, “Bu kayıpta, kişi ileride herhangi bir hasar durumuyla karşılaştığında, daha az bağlantıyla bu savaşa girmek zorunda kalıyor. Eğer biz rutinden çıkarak beyin hücreleri nöronlar arası sinaptik bağlantı yollarını arttırırsak, bu yolları ne kadar açar ve sürekli kullanmaya devam edersek, beyin için o kadar iyi olacaktır. İkincisi ise nasıl ki insan vücudu bir jimnastik altyapısı olduğunda herhangi bir başka spor dalıyla uğraşmaya çok daha müsaitse beyin de aynı şekildedir. Beynin jimnastik yaptığını ve daha fazla alt bağlantı oluşturduğunu düşünelim. Yani bu farklı bilişsel fonksiyonlarımızı farklı sentezlerde kullanmak, kısa uzun süreli hafızayı aktif tutmak, problem çözme yeteneğimizi geliştirmiş olmak ve bilişsel olarak esnek yapıyı muhafaza etmiş olmaktır. Farklı perspektiften bakmamızı sağlayan zihin teorisi dediğimiz bir durum var. Bunu farklı insanlarla sosyal entegrasyonlarla çalıştırarak sağlarız. Bunun dışında planlama, organize etme yeteneğimizi sürekli aktif tutmak önemlidir. Yani tüm bu bilişsel fonksiyonları süreklilik itibariyle çalıştırırsak, ileride beklenmedik rutini bozan bir durumla karşılaştığımızda çok daha fazla altyapıya sahip olup, çok daha kolay çözümler, bağlantılar kurabiliriz. Rutin bu anlamda iyi değil. Rutinden şaşmayan insanlarda daha fazla unutkanlık, bilişsel sorunlar, daha erken yaşta hayatta zorluklarla başa çıkamama, depresyona ve anksiyeteye daha meyilli olma gibi durumlar mevcut. Yani beynin daha fazla aktif kullanılması, hem psikolojik hem de nörolojik hastalıklardan uzak kalınmasına neden olmaktadır” dedi.</p>



<p><strong>“Başkalarının sorunlarını dinlemek beynin işlevini arttırıyor”</strong></p>



<p><br>Bir başkasını dinlemenin bilişsel esneklik konusuyla ilgili olduğunun altını çizen Özmen, şunları söyledi; “Bilişsel olarak esnek olmak, farklı durumlar karşısında farklı çözümleri üretebilmeyi anlatır. Daha önce işe yarar bir çözüm artık işe yaramıyorsa yeni bir alternatif üretebilmeyi ya da başka bir konuda, problemde kullandığımız çözümü tamamen başka bir konu ve başka bir durum karşısında kullanılabilir hale getirmek olarak görebiliriz. Bütün bunları ve de bunları hızlı ve başkalarına ihtiyaç duymadan yapabilmek bilişsel esnekliktir. Bir de dış faktörlere adapte olabilmek, iş, okul, ev vb. gibi değişimler aynı zamanda eş ya da sevgili ayrılıkları insanın hayatındaki önemli değişimlerdir. Tüm bunlara adapte olabilmek, bilişsel esnekliktir, adapte olamamak da katılıktır. Sonuçta hayatta yaşamadığınız birçok alternatif bulunmakta. Bu alternatifleri başkalarının deneyimlerini dinleyerek, okuyarak, gözlemleyerek o deneyimleri yaşamadan da çözümlere ulaşma şansımız var. Daha önce başkasının anlattığı, yaşadığı bir çatışma veya problemde, alternatif yolların nasıl sonlara ulaştığının biz başkalarından dinler, öğrenir ve sindirirsek aynı problemle karşılaştığımızda, alternatif çözümlerin nelere yol açtığını daha önceden bildiğimiz için çok daha kolay doğru yolu seçme ve yönlenme şansımız olabilir”</p>



<p><strong>Fiziksel aktiviteler, hafızamızı güçlendiriyor</strong></p>



<p><br>Fiziksel aktiviteler ile zihinsel egzersiz arasında ciddi bir ilişki olduğunu dile getiren Özmen, uyku öncesi ve sakin olduğumuz zamanlarda öğrenmeye daha kapalı olunduğunu ve hareketli olunan anlarda ise üreticiliğin arttığını söyledi. Özmen son olarak şunları ifade etti; “Bir sempatik bir de parasempatik sinir sistemiz var. Sempatik sinir sistemimiz, savaş ya da kaç mekanizmasıdır. Yani bir savaş karşısında ya bununla savaşacağız ya koşarak kaçacağız ya da donup kalacağız. Parasempatik sinir sistemimiz ise sindir ve dinlen. Yani genelde yemek yedikten sonra sindirim hücrelerimizin, organlarımızın aktife olduğu sindirime başladığı süreçtir ve biz bunu bilinçsiz yapıyoruz. Bu otonom durumlardan sempatik sinir sistemi, hareketli bağlantılı durumlarda aktive olmaktadır. Yani egzersiz de bunlardan birisi. Egzersiz sırasında evrimsel olarak da sanki aslında bir tehlike varmış ve biz bu tehlike karşında savaşmaya ya da kaçmaya hazırlanıyormuşuz gibi ortam sağlıyor. Günümüz modern dünyamızda da egzersiz yaptığımızda da sempatik sinir sistemimiz daha aktive oluyor. Yani sanki bir hafif bir tehlikeyle karşılaşmışız gibi oluyoruz. Evrimsel olarak da otonom sisteminin bu aktivasyonu sırasında öğrenmeye daha açık hale geliyoruz. Bu bizim otomatik olarak zihnimizde gerçekleşen bir aktivite yani uykuya hazırlanıldığında ya da sindirime geçtiğiniz ya da sakin olduğunuz zamanlarda öğrenmeye çok açık değilizdir. Çünkü o dinlenme ve uykuya hazırlıktır. Öğrenmeye açık olduğumuz zamanlar, daha uyanık ve hafif tehlikelinin var olduğu durumlardır. O yüzden günlük fiziksel aktiviteler, vücuda ve iç organlara yararlarının yanı sıra zihinsel egzersiz anlamında da hafızamızın güçlendiği öğrenmeye meyilimizin arttığı ve bilinçsel fonksiyonlarımızın, dikkatimizin, tüm problem çözme yeteneklerimizin arttığı bir dönemdir. Ayrıca oluşturucu bir dönemdir. Fikirlerin, çözümlerin akla geldiği bir dönemdir. O yüzden fiziksel egzersizi aslında zihinsel egzersiz için de öneriyoruz”</p>



<p>İHA</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/baskasinin-dertlerini-dinlemek-beyni-guclendiriyor/">&#8221;BAŞKASININ DERTLERİNİ DİNLEMEK BEYNİ GÜÇLENDİRİYOR&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/baskasinin-dertlerini-dinlemek-beyni-guclendiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAYILMAYA YOL AÇAN ETKENLER!</title>
		<link>https://www.horozmedya.com/bayilmaya-yol-acan-etkenler/</link>
					<comments>https://www.horozmedya.com/bayilmaya-yol-acan-etkenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[yönetici]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2022 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bayılma]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[damar tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[kan şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[refleks]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yan etki]]></category>
		<category><![CDATA[zehirlenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.horozmedya.com/?p=7803</guid>

					<description><![CDATA[<p>Damar tıkanıklığı, sertliği ve yırtılması gibi kalp damar hastalıkları bayılmanın nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Örneğin, kalp damarı tıkandığında kalbin pompalama fonksiyonu bozuluyor ve bunun sonucunda beyindeki kan akımı azalıyor. Bu tablo da bilinç kaybına yol açıyor. Eğer bayılmanın altında yatan etkenin kalp kaynaklı olduğu tespit edilemezse hastalık ilerliyor ve kalp krizi gibi hayatı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/bayilmaya-yol-acan-etkenler/">BAYILMAYA YOL AÇAN ETKENLER!</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Damar tıkanıklığı, sertliği ve yırtılması gibi kalp damar hastalıkları bayılmanın nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Örneğin, kalp damarı tıkandığında kalbin pompalama fonksiyonu bozuluyor ve bunun sonucunda beyindeki kan akımı azalıyor. Bu tablo da bilinç kaybına yol açıyor. Eğer bayılmanın altında yatan etkenin kalp kaynaklı olduğu tespit edilemezse hastalık ilerliyor ve kalp krizi gibi hayatı tehdit eden sonuçlar gelişebiliyor. Aritmi, bir başka deyişle kalp ritminin düzensiz olması, bayılmanın en tehlikeli sebeplerinden birini oluşturuyor. İleri yaşta en sık görülen bayılma nedeni ise “ortostatik” denilen ve aniden ayağa kalkmakla ya da yatılan yerde doğrulmakla oluşan tansiyon düşüklüğüne bağlı bilinç kaybı oluyor. Bunun nedeni ise ileri yaşla birlikte damar sertliği riskinin artması ve çoklu ilaç kullanımına bağlı olarak (özellikle idrar söktürücü ilaçlar) ani hareketlerle tansiyonun hızlıca düşmesi. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç bu nedenle ani hareketlerden, özellikle yataktan aniden kalkmaktan kaçınılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ayrıca idrara sıkışmamalı, bol bol su içilmeli, hekim kullanılan ilaçlar hakkında mutlaka bilgilendirilmeli” diyor.</p>



<p><br><strong>REFLEKSLER</strong></p>



<p><br>Bazen hiç ummadığımız reflekslerimiz nadiren de olsa bayılmayla sonuçlanabiliyor. Hapşırma, öksürme, ağlama, idrar yapma, aşırı korku veya ardı ardına atılan kahkahalar gibi uyaranlar beyne giden oksijen miktarını azaltarak bayılmaya neden olabiliyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, refleks kaynaklı bayılmaların en sık idrar yapma esnasında oluştuğunu belirterek, “Örneğin uzun süre ihtiyacı gidermeyip tuvaleti tutmak, ardından dolu bir mesaneyle hızla idrara çıkmak, özellikle kan basıncı düşük olan kişilerde beyine giden oksijen miktarını azaltıyor. Bunun sonucunda bayılma gerçekleşiyor” diyor.</p>



<p><br><strong>BEYİN VE DAMAR TIKANIKLIKLARI</strong></p>



<p><br>Beyin ve damar tıkanıklıkları bayılmanın ciddi nedenlerinden birini oluşturuyor. Özellikle de büyük damar tıkanıklıklarında gelişiyor bayılmalar. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmaya yüzde asimetri ya da bir taraf kol ve/veya bacakta güçsüzlük eşlik ediyorsa; pıhtı atması, tıkanıklık, anevrizma ya da kanama gibi beyin damar hastalıklarının düşünülmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.</p>



<p><br><strong>KAN ŞEKERİNİN DÜŞMESİ</strong></p>



<p><br>Hipoglisemi; kan şekerinin, bir başka deyişle glikoz seviyesinin ideal değerinden daha düşük olması durumu olarak tanımlanıyor. Hipoglisemi sorunu yaşayan diyabet hastalarında bayılma sık görülen bir sorun. Bilinç kaybına ayrıca terleme ve ağız kuruluğu da eşlik ediyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, özellikle kan şekeri düşüklüğünde bayılma ataklarına sık rastlandığına dikkat çekerek, “Bazen kan şekeri düşüklüğü çok ciddi boyutlarda olup, epileptik nöbete yol açarak bilinç kaybı sebebi olabiliyor” diyor.</p>



<p><br><strong>ZEHİRLENMELER</strong></p>



<p><br>Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, solunum yoluyla gelişen zehirlenmelerin de sıklıkla bayılmaya neden olabildiğine dikkat çekerek, “Bunlar zehirli kimyasal gazlar, evde kullanılan temizlik ürünleri ve boya maddeleri olabiliyor” diyor.</p>



<p><br><strong>EPİLEPSİ</strong></p>



<p><br>Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, epilepsinin bayılmanın nispeten sık görülen ve ciddi nedenlerinden biri olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Bilinç kaybı beyindeki elektriksel deşarj nedeniyle yaşanıyor. Bayılmaya genellikle kollarda ve bacaklarda kasılma ya da atma, dil ısırma, hırıltılı bir solunum ve idrar kaçırma eşlik ediyor. Bilinç kaybı kalıcı olmasa da, nöbet esnasında fiziksel kazalardan dolayı yaralanmalar ve uzun süreli nöbetlerde; solunum sıkıntısı, hipoksi ve kalpte ritim düzensizliği ile kalp fonksiyon bozukluğu gibi kalıcı sorunlar gelişebiliyor”</p>



<p><br><strong>İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ</strong></p>



<p><br>Bazı ilaçların yan etkileri de bayılmaya yol açabiliyor. Bu nedenle bayılma sorunu yaşayan kişilerin kullandıkları ilaçların mutlaka kontrol edilmesi gerekiyor. Hastanın öyküsü ve muayene, tanıda en önemli basamakları oluşturuyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılma ataklarından korunmak için ilaç etkileşimleri iyi sorgulanmalı ve başka bir nedenle ilaç kullanılacaksa bu ilaçlar hekime mutlaka gösterilmeli” diyor.</p>



<p><br><strong>DUYGUSAL (EMOSYONEL) STRES</strong></p>



<p><br>Emosyonel, bir başka deyişle duygusal stres kendiliğinden düzelebilecek bir tablo iken bayılma esnasında ciddi bir fiziksel travmaya yol açıp, kötü sonuçlara yol açabiliyor. Bir yakının ani kaybı nedeniyle oluşan şok veya herhangi bir durumda gelişen aşırı kaygı ile korku gibi etkenlerin tansiyonu düşürmeleri sonucunda beyindeki kan akımı azalınca, bayılma gerçekleşiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılmalarda mutlaka altta yatan başka bir problemin varlığı sorgulanıyor. Herhangi bir sorun tespit edilmezse ‘duygusal stres kaynaklı bayılma’ tanısı konuyor” diyor. </p>



<p>Editör : Abdullah GÖNÜLTAŞ / HABER MERKEZİ</p>
<p>The post <a href="https://www.horozmedya.com/bayilmaya-yol-acan-etkenler/">BAYILMAYA YOL AÇAN ETKENLER!</a> appeared first on <a href="https://www.horozmedya.com">Horoz Medya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.horozmedya.com/bayilmaya-yol-acan-etkenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
