Denizli 17°C
03 Aralık 2020 - Perşembe
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Mesut Akdağ

ZOR DENİLEN HAYAT (2.BÖLÜM)

Maalesef biz, o lüksün içine girip daldıkça o konforlu hayata kendimizi adapte ettikçe, hayat bize işte o zaman zorluklarını gösteriyor. O zorluk ağına çekiyor. Ve artık, ondan sonra o zorluk ağında kendimizi lüksün, konforun bir kölesi haline getiriyoruz. Bakın eskilere ilk insanlara, haydi ta o kadar gerilere gitmeyelim, yakın tarihimize bakalım. Annelerimize babalarımıza bir bakalım. Onlar nasıl yaşıyorlardı? Onların şu zamanki modern hayattan acaba ne kadar nasipleri vardı? Modern hayat dediğimiz teknolojinin en ileri bir döneminde yaşıyoruz, her şeyimiz var. Her şeye sahibiz. En lüks eşyalara sahibiz ama onlar içerisinde ruhlarımız gömülmüş, mutluluğun, huzurun adını bilemez hatta onları tadamaz hale gelmişiz. Hayatın zorluğunda boğulup gitmişiz. Ama onlar, anne ve babalarımız, dedelerimiz yokluklar içerisinde yaşıyorken bütün imkânsızlıklara rağmen onlar Mutluydular, huzurluydular. Onların tüm olumsuz şartlara rağmen saadet içinde yaşamaları neden? Onların mutluluğunun en büyük kaynağı, elinde olmayan şeylere ihtiyaç hissetmemeleri, elinde olmayan şeyleri alalım diye hırs, çaba ve gayret göstermemeleridir. Elindekilerle yetinip mutlu olmayı, sahip olduklarıyla en güzel şekilde yaşamaya çalışılmalarıydı. Bu yüzden onlar mutluydular ve huzurluydular.

Bunların daha ötesinde, hayatın zorluklarına, meşakkatlerine, bela ve musibetlerine takılı kalmadan her şeye rağmen huzuru ve mutluluğu bulan başta peygamberler, evliyalar ve atalarımız şu ayeti içlerine kalplerine tamamen sindirmişlerdir. “Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi!” (Ankebut 29/64) işin aslı, bu hayat gelip geçicidir. Bu hayatta ne elde ettiysek makam, mevki, mal, mülk mutlaka bir gün elimizden çıkacaklar. Bu dünya hayatı oyalayıcıdır. Gerçek hayat ise ahirettir. Bu dünya ahiretin mezrasıdır. Senin bu dünyada yaptıkların, bu dünyada kalacaklar. Ancak yaptığın hayırlı güzel ameller ve sabır ve tevekkülün ahirette bir başak gibi çıkacak. Bir çekirdek, tohum gibi fışkıracak fideye, ağaca dönüşecek. İşte o yüzden bu dünya malına hırs göstermeden, tema etmeden ahirete ve Allah’ın rızasını kazanmak için çalışmışlar. O yüzden hayatın zorluğunu görmeyip hayattaki bütün musibetlere, dertlere şükür ile sabır ile göğüs gerip hayatı kendilerini kolaylaştırmışlar.

Evet, Asrı Saadet dediğimiz o Peygamber Efendimizin çağına bir bakalım. O zamanlar, evet Asrı Saadet yani dünya hayatındaki en saadetli yıllar, en mutlu yıllar o yıllardı. Lakin o zamana baktığımızda başta Peygamber Efendimiz olmak üzere hepsi aç ve yokluklar içerisinde idiler. Buna rağmen onlar mutluydular. Çünkü onların derdi, dünya derdi değildi. Onların derdi, bu dünyada mal, mülk kazanmak değildi. Onların derdi, bu dünyada makam, mevki kazanmak değildi. Onların derdi, ahirette gerçek yurt ve gerçek hayat olan ahireti kazanıp sevdikleriyle hep beraber cennette olmaktı. Onların derdi bu dünyada paylaşarak hep birlikte mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamak. Aynı huzuru cennette sürdürmek. Bu derdi anlatan Peygamberimizin (s.a.s) hayatından eşsiz bir tablo:

Hz. Aişe’nin, Resulullah’ın evinde iki ay boyunca yemek için ateş yanmadığına dair rivayeti onun ne kadar mütevazi ve sade bir hayat sürdürdüğünü göstermektedir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) gecenin bir yarısı uyanıyor ve evinden dışarı çıkıyor dolaşırken ise ne görsün, yol kenarında, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer bir taşın üzerine oturmuş duruyorlar.

Hz. Muhammed (s.a.s)“Gecenin bir vakti sizi buraya getiren nedir?” diyor.

… Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer; Peygamberimizin onların kayınpederleri, en sadık dostları olduğunu biliyoruz…

Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir:

“Ya Muhammed, ‘Açlık’ “ derler…!

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)ise:

“Ya Ömer, Ya Ebubekir, yemin olsun ki, beni de gecenin bu saatinde uykusuz bırakan ve dışarı çıkmama neden olan ‘Açlıktır’ “ der.

İşte, onlar Peygamberimiz (s.a.s), sahabeler, evliyalar ve atalarımız nice imkansızlıklara rağmen hatta Mekke’de türlü türlü işkence ve baskılar altında olmalarına rağmen mutluydular, huzurluydular. Ağızlarından bir kez olsun şikâyet, Bir küçücük sitem dahi yapmadılar ve asla hayat zor demediler.

Mesut Akdağ diğer köşe yazıları
ERDEMLİLİK2020-11-27 10:10:01
HAMD ŞÜKÜR 2020-11-26 11:17:12
ÖĞRETMEN DEMEK2020-11-24 11:13:45
CAMİDE HUZUR2020-11-09 12:10:01
EN GÜVENLİ SIĞINAK2020-11-03 10:17:50
 1  2  3  4  5  6  7  8  9  ›  ›› 
Şuan 1 sayfadasınız, toplam 9 sayfa var.
Bu kategoride 86 adet içerik var.

Bu yazıları okudunuz mu ?
AKM Basın Yayın A.Ş | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web