Denizli 35°C
25 Ağustos 2019 - Pazar
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Mehmet  Akdağoğlu

SABRETMEK

Sabrederek bir çok işimizi kazasız belasız halledebiliriz. İşte bugünlerde en çok ihtiyacımız olan da bu. Çünkü oruçlu insanların birçoğunda gizli şeker var ve bu kişilerin bundan haberi yok. Açlık başına vurunca yakınındaki arkadaşlarının, dostlarının ufacık hatalarını bile affedemiyor, kalplerini kırıveriyorlar. Böyle olunca da toplum içinde dargınlıklar, kırgınlıklar artıyor. Oysa karşımızdakini kendi yerimize koyabilsek yani empati yapabilsek ne güzel olur. Hatamızı sonradan anlayıp da pişman olmamızın kimseye bir faydası yoktur çünkü.

            Yıllar öncesinden bir ramazan anımı anlatarak konuyu örneklendirmek istiyorum. Öğretmenliğe ilk başladığım yıllarda köyün bir delisi vardı. Artı köyde hiç kimsesi de kalmamıştı zavallının. Sık sık benim yanıma gelirdi. Ben zaten bekardım ve yemek içmek büyük sorundu. Köye satıcılar çok sık gelmediği için yemeklik bir şeyler bulmak da pek kolay değildi. Ayda bir maaş gününde ilçeden ne alabilirsem o. Bu yüzden de bakliyattan başka bir şey yiyemez olmuştum. Köyün delisi de benimle birlikte yer içerdi çoğu zaman. İki yıl kadar bu durum devam etti. Allah kabul etmiştir inşallah. Her defasında ağzından dualar dökülürdü. Kürtçe "Hodeşterazi bi" yani Allah razı olsun, diye dua ederdi.

            Ama bir gün tüm iyiliklerimi mahvediverdim. Mayıs ayının son günleriydi. Oruçtum. Nedense o gün çok susamıştım. Ağzımı açacak durumda değildim. Köyde elektrik yoktu. Dolayısıyla da soğuk su bulmak da mümkün değildi. Duymuştum köyün ağasının tüple çalışan buzdolabı vardı ve sadece yazın çalıştırıyordu. Öğrencim olan ağanın oğlunu çağırdım. "Faruk, annene babana selam söyle. Bugün çok susadım. Bana bir tas buzlu su getiriverirsen çok mutlu olacağım." dedim. Faruk koşmaca giderken yarım yamalak Türkçesiyle "Başüstüne öğretmenim." dedi.

            Çok geçmeden de Faruk, bir çinko tas içinde şıkır şıkır buzlu suyla geldi. İftara çok az bir süre vardı. Tası alıp yoldan taraftaki açık olan pencerenin önüne koyup, yemek hazırlığına başlamıştım. Sofrayı kurmuş, ezanın okunmasını bekliyordum. Hoca "Allahu ekber" der demez koşmaca penceredeki tasa uzandım ama tas yerinde yoktu. Bizim deli gelmiş, benim hasretini çektiğim buzlu suyu başından aşağıya dökmüştü. "Oh! Çok güzel oldu." diyordu.

            Artık açlıktan önce susuzluk beynime vurmuştu. Ağzıma geleni saydım adamcağıza. Gidiş o gidiş, bir daha da evimin çevresine uğramadı zavallı. Çok geçmeden de kullanılmayan mağara evlerden birinde ölüsü bulunduğunu duyduk. Çok üzüldüm ama çaresi yoktu. Ne kadar keşke desem kime faydası var ki?

            Bir derin nefes alsaydım, birazcık düşünseydim eminim bu yaptığım büyük yanlışı yapmazdım. Üzerinden otuz üç yıl geçmesine rağmen her susadığımda aklıma gelip pişmanlık duymazdım.

            Sabır, lütfen birazcık sabır. Acele işe şeytan karışır, Sabırla koruk helva olur, atasözleri ne de güzel ifade ediyor sabrın önemini. Özellikle de oruç ayında sabır çok daha önem kazanıyor. Çünkü insanların açlık başına vurunca daha da sabırsız olabiliyorlar.

            Oruçluyken çok daha sabırlı olmak lazım. Ben oruç tutuyorum, diye çevremize tafra satmaya hiç mi hiç hakkımız yok. Özellikle çocuklarımıza karşı çok davranmalıyız ramazanda. Çünkü çocuklar bizim sinirli halimizi oruca ve ramazana bağlayıp, onlardan nefret edebilir. Oysa dinimiz "Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız." dememiş mi?

            Sabırsızlık bizi hataya ve de başarısızlığa götürür. Öyleyse biraz daha sabır lütfen.

Mehmet Akdağoğlu diğer köşe yazıları
BENİM HAYALİM…2018-07-27 09:22:19
 ‹  1  2 
Şuan 2 sayfadasınız, toplam 2 sayfa var.
Bu kategoride 15 adet içerik var.

Bu yazıları okudunuz mu ?
Horoz İlçeler Gazetecilik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web