Denizli 11°C
18 Ocak 2019 - Cuma
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Ümmü Gülsüm Talipoğlu

RUH AĞRISI

Herkesin mutlaka zaman zaman yaşadığı bir durumdur dağınık ruh hali. Önümüzde birçok planlar, programlar vardır ve biz bunları gerçekleştirmek için niyet ederiz. Kişisel gelişim kitapları okur dururuz. Kashna felsefesinden tutun da uzak doğu öğretilerine kadar birçok yöntemler deneriz. Bunlar itici güç olarak başlangıçta çok işe yarar ama daha sonra bu ruh dağınıklığından olsa gerek tekrar bir yavaşlama, bir durağanlık dönemine gireriz. Kimi insanlar kendileriyle iletişim kuramadığı için bu sürecin çok da farkına varamazlar. Duyarsız bir şekilde hoyratça yaşamaya devam ederler. Kendisiyle az çok iletişim kurmaya çalışan insanlar durumun farkına varırlar ve önlem almaya çalışırlar. Burada önemli olan doğru yolu keşfetmek ve bu ruh parçalanmasını düzeltmek için kalıcı bir çözüm bulmaktır. İlk önce hayatın kargaşasına ve çok hızlı akan bu zamana karşı biraz durun ve düşünün. Bu dünyada yaşıyoruz ama nasıl yaşıyoruz? Allah’ın kuralları doğrultusunda mı yaşıyoruz? Kendimize ve diğer insanlara karşı dürüst müyüz? Bir Müslümana yakışır şekilde mi yaşıyoruz? Toplumsal ahlak ve normlara uyuyor muyuz? Gündelik hayatımıza düzen ve ahenk veren tüm bu kuralları doğru ve uygun yapıyorsak şayet, biz de ruh parçalanması denen psikolojik bir rahatsızlığın olmaması gerekir. Eğer ki üzerinizde bir atalet, tembellik, uyuşukluk ve isteksizlik var ise hemen durun ve yaşantınızı gözden geçirin. Muhakkak bir yerlerde bir kuralı çiğnemişsinizdir ya da Allah’ın bir emirine karşı gelmiş veyahut bir arkadaşın veya anne babanızın kalbini kırmışsınızdır. Yani mutlaka bir yerlerde bir hata yapmışsınızdır. Bunu fark edebiliyorsanız, samimi olarak söylüyorum şanslı azınlıktan sayılırsınız. Çünkü durumu düzeltip, hayatınızı doğru yöne çevirebilirsiniz. Her türlü zaman israfından ve tembellikten kurtarabilirsiniz. Tüm bunların yanında ahiretinizi de kurtarma şansınız da yüksek olur. Bir de durumun farkında olmayanlar var. Bu insanlarda ise genellikle ruh parçalanmasının bir sonucu olarak,kişinin alışkanlıkları (dedikodu gibi) artık karakter haline gelir ve bunları gündelik yaşantıdan çıkarmak artık çok zor bir hal alır. Çünkü bu tarz bireyler arada bir bu durumu düşünürler ama hayatın hızlı akışı bu düşünceyi bertaraf eder. Yine atalet ve tembelliğin karakterize ettiği ruhsuz bir yaşama (tabi buna yaşam denirse) devam ederler. Ahireti çok az düşünürler, bu yüzden Allah’ın kanunlarını çok da umursamazlar. Arada bir evrensel etik kuralları diye bir şeyler gevelerler dururlar. Tabi bu evrensel etik dedikleri kavramın içeriğinde Hegel’in de geist olarak bahsettiği gibi bir ruh olmadığı için etik kavramı da havada kalır. Ayrıca bu tarz insanlar hep şikâyet ederler. Etrafındaki hiçbir şeyden memnun olmazlar. Kendileri daha iyisini yapamadıkları gibi yapanları da sürekli eleştirirler.Aslında bu insanlar derin ruh ağrısı çekerler ama farkında değildirler. Biraz olsun his ve duygularını dinleyebilseler ruh’un ne kadar değerli olduğunu, hayatımızın tam merkezinde olduğunu anlayacaklar ama dinlemedikleri için idrak edemiyorlar. Mevlana bu konuda şöyle söylüyor: “duygu akla, akıl da ruha esirdir.” Dolayısıyla vücudun mükemmel yapısı, ruhun asaletine delildir, bundan da şu anlaşılıyor ki; duyuları hassas olanlar daha asil bir ruha, daha çabuk kavrayan bir zekâya sahiptirler (Alexis Carrel). Bu doğrultuda düşündüğümüzde ruhun ne kadar değerli olduğunu siz de daha iyi anlayacaksınız. Öyleyse ruh’unuza iyi bakın.

Ümmü Gülsüm Talipoğlu diğer köşe yazıları
NASIL TOPLUM OLUNUR?2018-05-16 05:44:32
SEMPATİ ve EMPATİ2017-06-05 07:33:27
MERHABA2017-05-29 07:40:41

Bu yazıları okudunuz mu ?
Horoz İlçeler Gazetecilik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web