Denizli 32°C
19 Eylül 2020 - Cumartesi
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Nilüfer Bekçi

ÖĞRETMENLİK

ÖĞRETMENLİK

“Eti senin kemiği benim” denirdi. Çok geniş yetkileri vardı. Azarlayabilir, sınıftan atabilir, hatta dövebilirdi. Kimse gelip okulu basmazdı. Öğretmenin vurduğu yerde gül biterdi. Ayrıca ellerinde büyük bir koz vardı: bütünlemeye bırakmak, hatta sınıf tekrarlatmak. Yanlış anlaşılmasın, o dönemi hiç özlemiyorum. Aksine, tasvip etmiyorum. Daha ilkokul sıralarındaki bir çocuğu sınıfta bırakmak ne büyük travma... Hele ki dövmek, kabul edilemez. Ama şimdiki durum da fazlaca abartılı değil mi?  Öğretmenin en küçük uyarısında veliler okulu basıyor,  verilen kötü notların hesabını soruyor, bütünlemeymiş, sınıfta kalmakmış zaten yok.  Not korkusu olmayınca öğretmenler de dersler de ciddiye alınmıyor. İnsan ister istemez hangisi daha iyi diye soruyor.

Öğrencisi ya da velisi tarafından yaralanan, öldürülen öğretmenler cabası. O tabancalar, bıçaklar, hatta av tüfekleri okula nasıl giriyor, bilen yok. Bir iyi taraf var, öğretmenlerle arkadaş gibi dertleşiyor, sohbet ediyor, sinemaya, dışarıda yemeğe gidiyorlar öğrenciler. Bizse öğretmenler odasının kapısının önünden geçmek bir yana, sokakta karşı kaldırımda okulumuzun bir öğretmenini görsek selam dururduk.

 Öğretmenlik son derce kutsal olduğu kadar zor bir meslek. Öğrencilerine eşit davranacaksın, adil olacaksın, tarafsız olacaksın, sınavlarda adil olacaksın, her türlü soruya hazır olacaksın, iltimas yapmayacaksın. Sabırlı olacaksın, sinirlerine hâkim olacaksın. Öğrencinin de velinin de kaprisini çekeceksin. Yukarıda söylediğim gibi not korkusunun olmadığı, her türlü yaptırımın da yasak olduğu bu dönemde öğretmenlik yapmak gerçekten zor. Bu nedenle madalyonun iki yönüne bakmak gerek.

 Atanamayan öğretmenlerden bahsetmiyorum bile. Bu başlı başına bir yazı konusu.  Gene de öğretmen olmanın zorlaştırılması gerektiğini düşünüyorum. Bir kere eğitim fakültelerine girmek için alınması gereken puan yükseltilmeli. Girince de bitirmek de şimdikinden zor olmalı. Bir kez bu fakültelere girene mutlaka formasyon verilmeli.  Öğretmen adayları kesinlikle psikolojik testlerden geçirilip öğretmenliğe uygun olup olmadığı belirlenmeli. Onlara çocuklarımızı, gençlerimizi emanet ediyoruz. Böylece mevcut öğretmen sayısı daha az olacağından hepsi mutlaka atanmalı.  Aynı şey öğretim üyeleri için de geçerli olmalı. Bilgisi yeterli olan bir öğretim üyesi profesör olabilir ama iletişim becerileri yeterli değilse, psikolojisi uygun değilse derslere girmemelidir. Bir başka deyişle çok başarılı bir öğretim üyesi hiç iyi bir eğitimci olmayabilir.

Maaşlardan da bahsetmiyorum: şu kadarını söyleyeyim, öğretmenlere, doktorlara, hâkimlere en yüksek maaşlar verilmeli. Hadis- i şerifi hatırlayalım: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”

  Beni okutan,  tam birer cumhuriyet öğretmeni olan tüm öğretmenlerimi saygı sevgi ve özlemle anıyor, görevini hakkıyla yapan eski yeni tüm öğretmenlerimize saygılarımı yolluyorum.

 

 

Nilüfer Bekçi diğer köşe yazıları
SORUMLULUK2020-07-02 06:39:47
DOKTORALI İŞSİZLER2020-06-25 07:47:23
ÇEVREMİZİ TANIMAK2020-06-11 07:38:30
CENTRAL PARK BEŞLİSİ2020-06-04 08:01:48
DAHİ PADİŞAH2020-05-28 08:23:38
BAYRAM2020-05-21 07:39:25
ÖZLEM2020-05-14 10:02:19
BEN ANNEYİM2020-05-07 07:44:17
RAMAZAN VE 1MAYIS2020-04-30 08:17:14
 1  2  3  4  5  6  7  ...  11  12  ›  ›› 
Şuan 1 sayfadasınız, toplam 12 sayfa var.
Bu kategoride 111 adet içerik var.

Bu yazıları okudunuz mu ?
AKM Basın Yayın A.Ş | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web