Denizli 15°C
19 Nisan 2019 - Cuma
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Nilüfer Bekçi

NAMIK KEMAL

Her gün,tarihte bugün neler olmuş bakarım. Bugün de Namık Kemal’in doğumunun 178. Yılı olduğunu gördüm.Bu vesile ile vatan şairimizi anmak istedim. Namık Kemal, 21 Aralık 1840 ta Tekirdağ’da doğmuş. Annesini çok küçük yaşta kaybettiği için çocukluğunu dedesi Abdullatif Paşa’nın yanında, Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli yerlerinde geçirmiş.Bu yüzden özel öğrenim görmüş. Bu arada Arapça ve Farsça öğrenmiş. 18 yaşlarında da babasının yanına döndükten sonra Babıali tercüme odasına katip olarak girmiş. Şairimiz dört yıl çalıştığı bu görevde pek çok şair, yazar ve düşünürle tanışma imkanı bulmuş. Bu arada Tasvir-i Efkar gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyormuş. 25 yaşında, Tanzimat ve islahat fermanlarını yetersiz bulan ve meşrutiyeti ilan etmezse Sultan Abdulhamit’i  tahttan indirmeyi amaçlayan, ilk siyasi örgüt Yeni Osmanlılar’a katılmış. Bir muhbirin ele vermesiyle gazete kapatılmış ve Erzurum’a  vali muavini olarak atanmış. Namık Kemal bu sürgüne gitmeyerek Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçmış. Oradan da Londra’ya geçerek isim babası olduğu Hürriyet Gazetesi’ni çıkarmaya başlamış.

1870 te padişah tarafından siyaset yapmamak ve yazı yazmamak koşulu ile affedilerek İstanbul’a dönmüş. Ancak Süleyman Nazif’in dediği gibi, “ustura gibi gitmiş, bıçak gibi dönmüştü. Cumhuriyet kavramıyla tanışmış, Montesquieu ve Rousseau’dan etkilenmişti.

 Namık Kemal, Vatan, millet, vicdan, inkılap, ihtilal, siyasiyat, matbuat, hükümet, hayal, heyecan gibi birçok kavram ve kelimeyi dilimize kazandırmıştır.

  Padişahın uyarısına rağmen yazmadan yaşayacağı bir hayatı düşünemiyordu. “Hadika” ve “İbret” adlı gazetelerde devlet yönetimini eleştiren makaleler kaleme aldı. Her iki gazete de bir süre sonra kaoatıldı ve Namık Kemal İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Gelibolu’ya mutasarrıf olarak gönderildi. Burada fazla kalamadı, üç ay sonra İstanbul’a döndü. Ancak gazetecilik yapacak olanakları yoktu. Durmadı; bir tiyatro eseri yazdı: “Vatan Yahut Silistre”.  Vatanı sevmenin onu korumak olduğunu anlatan oyunu mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Yalnızca iki kere temsil edilebilen oyun halkı duygulandırıp coşturdu. Halk, “Yaşasın vatan”, “Kemal Bey çok yaşa” diye bağırdı. Sevinç gösterileri bununla kalmadı, sokağa çıkıldı.
Tiyatro afişi altında oyunun yazarı olarak “Fedai Kemal” adı yazılıydı. Gençler ellerinde meşaleler, ağızlarında “Fedai Kemal” sloganlarıyla yürüyüş yaptılar.  Saray bu gelişmelerden rahatsız oldu sonuçta aralarında Namık Kemal’in de bulunduğu beş gazeteci tutuklandı. Mahkemeye bile çıkarılmadılar; haklarındaki karar sürgündü. Neyle suçlandıklarını bilmiyorlardı. Suçlarını ve aldıkları cezayı 9 Nisan’da “Mısır” adlı gemiye çıktıklarında, Binbaşı Bahri’den öğrendiler.
Gerekçe “Vatan Yahut Silistre” değildi, gazetecilik yapmak ve zararlı yayın bulundurmaktı...
Namık Kemal büyük güvenlik önlemleriyle gizlilik içinde getirildikleri “Mısır” gemisinin güvertesinden, son kez İstanbul’a baktı.  Daha bir hafta önce “Fedai Kemal” diye bağıranların limanı doldurup, bu adaletsizliğe engel olacaklarına inanıyordu hatta arkadaşlarına bu yönde moral vermişti ancak limana kimse gelmedi..
 Namık Kemal Kıbrıs’a Magusa’ya sürüldü. Önce hücrede kaldı. Taşın üstünde bir şiltede yatıyordu. Daha sonra üst kata, daha uygun bir eve alındı. En güzek eserlerini bu sürgün yıllarında yazdı.

Sürgün yerini görme şansını yakalamıştım. Beni en çok etkileyen, duvarda asılı mektuplardan biri olmuştu. Bu mektupta vatan şairimizin küçük kızı, “Baba seni çok özledim. Yazı yazmışsın oraya onun için gönderilmişsin. Neden yazdın?” diyordu. Yalnızdı. Yılanlarla, kertenkelelerle, fare ve pirelerle arkadaş oldu. Karınca besledi. Sürekli ailesine, dostlarına mektuplar yazdı.Tesellisi, gelen mektuplar ve kitaplardı. Edebiyat, sıkıntılarını azalttı. Bir de çığlık niteliğinde yazdığı şiirler vardı. Yaşadıklarından dolayı üzgündü, ailesinden, dostlarından ve gazetecilikten uzaktı. Ailesi parçalanmıştı, maddi sıkıntıları vardı.
Ama çektiği sıkıntılar onun inandığı yoldaki gücünü ve kararlılığını pekiştirdi. Kendine olan güveni daha da arttı. En muhalif yazılarını bu dönemde kaleme aldı. Hiç pişmanlık duymadı. Moralini yüksek tuttu. Hürriyet yolunun zorlu olduğunu biliyordu. Ülkesinin içinde bulunduğu koşullara kayıtsız kalmak istemedi. Bu nedenle dirençliydi. Hayatı boyunca bireysel kurtuluşu hiç düşünmedi; bunu her zaman onursuzluk saydı.

Sürgün hayatı 1876'da I. Meşrutiyet'in ilanına kadar sürdü İstanbul’a dönünce. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi'yi hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası'na sürüldü. 1879'da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884'te Rodos, 1887'de Sakız Adası'na gönderildi. Ertesi yıl 2.12.1888 de burada öldü ve  vasiyeti üzerine Gelibolu'da Bolayır'da gömüldü.Henüz 48 yaşındaydı. Mezarını Tevfik Fikret tasarladı. Ölümünden kısa süre önce yazdığı dizeleri o günlerde kimse mezar taşına yazamadı:
“Ölürsem görmeden millete ümid ettiğim feyzi;
Yazılsın seng-i kabrimde;
Vatan mahzun, ben mahzun.”

 Romanlarından İntibah, Türk edebiyatının ilk edebi romanı, Cezmi ise ilk tarihi romanıdır.
”Toplum için sanat” anlayışı benimsemiştir. Sanatı, toplumun Batılılaşması için bir araç olarak kullanmıştır. Eserlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmayı amaçlamıştır. Divan edebiyatının süslü-sanatlı düz yazısı yerine, belli bir düşünceyi iletmeyi amaçlayan yeni bir düzyazıyı kullanmıştır. Eserlerinde noktalama işaretlerini kullanmıştır. 
Gençliğinde  Divan Edebiyatı tarzında şiirler yazmış, Avrupa’ya gittikten sonra yeni edebiyatı benimsemiş ve o yolda yapıtlar vermiştir. Namık Kemal, Fransız edebiyatını örnek almış, romantizmin etkisinde kalmıştır. Şiirleri biçim bakımından eski, konu bakımından yenidir. Yurt, ulus, özgürlük gibi konuları işlemiştir. Ayrıca şiirlerinde mücadeleci tipte bir insan yaratmıştır. Bu özellikleri ile Manastır Askeri İdadisi’nde okumakta olan Mustafa Kemal’in dikkatini çekmiş, fikirlerinin oluşmasında büyük etkisi olmuştur. Mustafa Kemal, Namık Kemal’in şiirlerini ezberlemiş, gizlice çoğaltıp dağıtmıştır. Hatta Kemal adının Namık Kemal sevgisine atıfta bulunan arkadaşları tarafından verildiği de söylenmekte.

Namık Kemal’in hürriyet aşkının ne denli büyük olduğunu  anlamak için Hürriyet Kasidesi’ni okumanızı tavsiye ederim.

ey hürriyetin güzel yüzü, sen ne büyüleyici imişsin.
gerçi esaretten kurtulduk derken senin aşkının esiri olduk.

Atamızın vatan, millet, hürriyet, inkılap kavramları ile tanışmasına, dolayısı ile bu günlere gelmemize vesile olan büyük vatan şairimizi saygı ile anıyorum.

Nilüfer Bekçi diğer köşe yazıları
ÇÖZÜM NE OLABİLİR2019-04-18 13:19:22
HER YERDE ŞİDDET2019-04-11 11:51:50
ŞANSLI MI? ŞANSSIZ MI?2019-03-15 11:35:56
KADINLAR GÜNÜ2019-03-07 11:43:53
HATIRLATMAK İSTEDİM2019-02-28 12:43:18
SEVGİLİLER GÜNÜ2019-02-14 10:22:58
 1  2  3  4  5  ›  ›› 
Şuan 1 sayfadasınız, toplam 5 sayfa var.
Bu kategoride 48 adet içerik var.

Bu yazıları okudunuz mu ?
Horoz İlçeler Gazetecilik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web