Denizli 16°C
04 Aralık 2020 - Cuma
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Mesut Akdağ

EN GÜVENLİ SIĞINAK

Hayat, bir deniz misali durgun, dalgalı, fırtınalı geçip gider. Denizin en güvenilir hali durgun olmasıdır. Dalgalı veya fırtınalı zamanlarda gemiler sığınılacak bir liman ararlar. Eğer sığınılacak güvenli bir limanı bulamazlar veya o limana yetişemezlerse koca koca dalgalarla boğuşmak zorunda kalırlar.

Hayatımızda ise aynı deniz gibi durgun olarak ifade ettiğimiz anlar, monoton geçen veya mutlu ve sorunsuz yaşadığımız anlardır. Dalgalı veya fırtınalı olarak adlandırdığımız zamanlar ise hastalık hali ve musibetlerle dertlerin üzerimize karabulutlar gibi çöktüğü zamanlardır. Denizde en güvenli, emin ve tehlikesiz yolculuk yapabilmek için denizin durgun olması gerekir. Yaşadığımız hayatımızda ise, denizin tam tersi, en durgun halimiz bizim en tehlikeli anımızdır. Bela ve musibet içinde olduğumuz zamanlar bizim için zor görünür, çile ve ıstırap çekeriz. Fakat, ona göre tedbirimizi alırız. O belaya karşı direniriz çalışırız ve belanın üzerimizden gitmesi için elimizden gelen her şeyi yaparız. Belanın üzerimizden kalkması için fedakârlıkla yapamayacağımız şeyleri yaparız. Azimle üstesinden gelemeyeceğimiz şeylerin üstesinden gelir ve musibeti başımızdan def ederiz. Bunları yaparken çok zahmet çekeriz, acılar yaşarız. Neticede musibet sayesinde hayat direncimiz artarak hayata tutunarak, hayatta kalma mücadelesi vererek hep gelecek tehlikelere karşı dikkat ve dakik içinde oluruz. Bu, bize, hayatta başarılı olmayı ve dimdik ayakta kalmamızı sağlar. Hiçbir derdimizin olmadığı anlarda yani hayatımızı durgun olarak her türlü beladan, hastalıktan uzak yaşadığımız anlarda ise kendimizi hayatın ritmine uymaktan alıkoyarız. Çünkü, hayatın durgun olması ile monotonluk ve mutlu bir yaşam bizlere tekdüzelik bir hayatı getirir. Her türlü tehlikeden ve endişeden uzak bu tekdüzelik, hayata dair beklentilerimiz ve düşüncelerimiz yavaş yavaş kaybolur ve tamamen bizden çıkar gider. Böylece bizleri bir rehavet kaplar. Bu rehavet de bize kendimizi unutmamızı sağlar. “Biz kimiz? Neyiz? Bu dünyada işimiz ne?” gibi soruların cevaplarını unuturuz. En önemlisi de şeytanın tuzaklarına tam açık hedef oluruz. Şeytanın tüm hilelerine, her tülü desise ve aldatmalarına kanacak ve uyacak hale gireriz. Böylece şeytan, bizleri avlar. Kendisinin kurduğu heva ve heves ağlarına atar ve biz pusuya düşmüş zavallı av vaziyetinde, yaratılışımızın gayesi Allah’a kulluktan uzaklaşmış bir şekilde şeytan, uzaktan bizleri şehvet dalgalarında derinden derine daldırır. O takılı kaldığımız ağlarda çırpındıkça daha da ağlara saplanırız ve dalgalar içerisinde kayboluruz. Aynı denizin ortasında bir anda fırtınaya kapılan gemiler gibi savunmasız ve çaresiz kalırız. Bizi kurtaracak birilerini bekleriz.

İnsan yaratılışında savunma mekanizması vardır. İster manevi ister maddi olsun her türlü tehlikede bu savunma mekanizması devreye girer kişiye tehlike sinyali göndererek uyarıda bulunur ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlar. Vücudumuzda bir organımız rahatsızlansa tüm organlar birleşip o organın rahatsızlığını gidermek için seferber olurlar. Herhangi bir yerimiz ağrısa tüm vücudumuz o ağrıyı hisseder. Aynı şekilde insan bir belaya düşerse hemen beyni alarm verir savunma mekanizması devreye girer, insan teyakkuza girerek tüm tehlikelere dikkat kesilir. Adımlarını daha dikkatli atar. O musibetin üzerinden gitmesi için elinden geleni yapar, çalışır, gayret eder ve olumsuz durumu ortadan kaldırmak için var gücüyle çalışır. Bu durum refleks olarak kişinin kendini koruma mekanizması ile kendiliğinden meydana gelmektedir. Üzerindeki belayı defetmek için çabaladığı kadar manevi olarak bir kurtarıcı, bir sığınak, bir medet arar. Tabi ki bu sığınak ve kurtarıcı kendini her daim gören ve gözetleyen Allah-u Azimuşşandır. “O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar.”(yunus 10/22) “Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkâr eder. (Lokman 31/32) Ayet-i Kerimelerde de dara düşenlerin Allah’a nasıl sığındıklarını anlatmaktadır. Bu Allah’a sığınma kişinin kendi idaresi ve isteğiyle olur. O anda Allah’a yönelir. Her şeyi ile tam bir kul olur. Fakat beladan kurtulduğu vakit, vücudu koruma mekanizmasını kaldırdığı gibi Allah’a sığınmayı da bırakır. Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. (Ankebut 29/65)

Mesut Akdağ diğer köşe yazıları
ERDEMLİLİK2020-11-27 10:10:01
HAMD ŞÜKÜR 2020-11-26 11:17:12
ÖĞRETMEN DEMEK2020-11-24 11:13:45
CAMİDE HUZUR2020-11-09 12:10:01
 1  2  3  4  5  6  7  8  9  ›  ›› 
Şuan 1 sayfadasınız, toplam 9 sayfa var.
Bu kategoride 86 adet içerik var.

Bu yazıları okudunuz mu ?
AKM Basın Yayın A.Ş | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web