Denizli 16°C
04 Aralık 2020 - Cuma
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Nilüfer Bekçi

DEPREM GERÇEĞİ

Gözbebeğimiz, Ege’nin incisi İzmir, geçen hafta bugün büyük bir depremle sarsıldı. Türkiye bir kez daha deprem gerçeği ile yüz yüze geldi.  O günden beri televizyonlarda bir yandan arama kurtarma çalışmalarını izliyor, bir yandan açık oturumlarda uzmanların konuşmalarını dinliyoruz. Çoğumuzun merak ettiği, bir sonraki büyük depremin ne zaman, nerede olacağı. Aslında dürüst olalım, bu merakta birazcık da, bizim şehrimizden uzak olacağını öğrenme umudu, dolayısıyla “ oh, benden uzakmış” diyebilme arzusu yok mu? Peki, diyelim ki bunu öğrendik, o gün hazır olacak mıyız? Korkarım hayır. Evlerimizi en sağlamından seçtik diyelim, iş yerimizi seçebiliyor muyuz esnaf değilsek? Onu bırakın, alışveriş yapmaya gittiğimiz marketin, ziyaretine gittiğimiz evin, iş takibine gittiğimiz devlet dairesinin, hatta şifa bulmaya gittiğimiz hastanenin ne durumda olduğunu biliyor muyuz? Bu içinden çıkılmaz bir durum. Hepimizin her yerden emin olması için müteahhidinden  duvarcısına kadar inşaat sektöründe çalışan herkesin dürüst olması ve işini doğru yapması gerekir. En önemlisi de “ bir şey olmaz” mantığının bırakılması.

Ne yazık ki, Marmara depreminde Avcılar’ı, İzmir depreminde İzmirlileri zina yapmakla, kâfirlikle suçlayıp depremin onlar yüzünden olduğunu savunan bir zihniyet var ülkemizde. Oysa günlerce enkaz altında kaldıktan sonra sağ olarak kurtarılan, ilk işi annesini sormak olan Ayda’nın, Eliflerin, anne babaları çalıştığı için gündüzleri babaannelerinin evinde kalan ve onunla birlikte hayatlarını kaybeden küçücük canların ne suçu vardı?

Bu çarpık zihniyetle İzmir depremine sevinenlerin karşısında, ülkenin dört bir yanından koşup arama kurtarma çalışmalarına katılan gönüllüler ve onlara maske, çay, kumanya taşıyan İzmirliler, depremzedelere dağıtılan battaniye ve gıda malzemelerini evi sağlam olduğu halde yağmalayanların karşısında kendi battaniyesini felaketzedelere bağışlayan küçük kız çocuğu, hayvanlara işkence yapan canilerin karşısında hayat kurtaran köpekler ve bir kediyi enkazdan kurtarmak için saatlerce uğraşan ekipler, dağıtılan ayranları biriktirip satmaya kalkan fırsatçıların karşısında 98cm. boyuyla dar yerlere girebilirim diye koşup yardıma gelen gönüllü Rıdvan Çelik, hepimize büyük birer insanlık dersi verdiler.

Bir sonraki depremin nerede olacağını sorgulamak yerine herkesin olası bir depremde, selde, heyelanda, herhangi bir felakette, Türkiye’nin değil, dünyanın neresinde olursa olsun, ben nasıl yardım edebilirim, bunu düşünmesinde fayda var. Belki o zaman aldığımız bu insanlık dersinin hakkını vermiş oluruz.  

Afetsiz günler dileği ile.

Nilüfer Bekçi diğer köşe yazıları
SESLER2020-12-03 09:39:03
AFFETMEK VE HOŞGÖRÜ2020-11-26 11:18:48
YAŞARKEN ÖLMEK2020-11-19 10:28:17
KENDİMİ ENGELLETMEM2020-11-12 10:47:43
CUMHURİYET YOLUNDA2020-10-29 11:11:51
DOĞA VE DOĞAL2020-10-22 11:43:28
BAĞIMLILIK2020-10-15 10:12:48
KIRK YAMA 2020-10-08 09:40:18
CORONA SALGININDA YAZ2020-10-01 09:51:16
SORUMLULUK2020-07-02 06:39:47
 1  2  3  4  5  6  7  ...  12  13  ›  ›› 
Şuan 1 sayfadasınız, toplam 13 sayfa var.
Bu kategoride 121 adet içerik var.

Bu yazıları okudunuz mu ?
AKM Basın Yayın A.Ş | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web