Denizli 40°C
06 Ağustos 2020 - Perşembe
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Nilüfer Bekçi

CANA SAYGI

Mahallenin çocukları bana fazla yaklaşmıyorlar. Hatta bazen annelerinin balkondan seslendiğini duyuyorum : “Caan! Yaklaşma ona!” Oysa benim tek istediğim onlarla biraz oynamak. Neyse ki zararları da yok. Alay etmiyor, sataşmıyor, zarar vermeye çalışmıyorlar. Kimse benimle ilgilenmeyince ben de başka bir apartmanın arka bahçesinde kendi kendime oynuyorum. Ama bu gün çok sıcak. Dayanamayıp apartmanın açık kapısından içeri girdim. Niyetim biraz gölgede durmak, biraz serinlemekti. O kızın evinin kapısından çıkıp bana doğru gelmesi yoktu hesapta. Beni görünce olduğu yerde kalakalıyor. Bir şey söylemeden gözlerimin içine bakıyor. Korkuyor gibi ama ne bana doğru ne de geriye kıpırdamıyor. Şimdi de merdivenlerden bir kadın indi, bize doğru geliyor. Kız kadına bir şeyler söylüyor. Kadın başını sallıyor. Kıza eliyle gel işareti yapıyor. Kız mütereddit, kadının peşi sıra ilerliyor. Hiçbir şey söylemeden yanımdan geçip gidiyorlar. Ben de tekrar çıkıp kendi kendime oynamaya devam ediyorum. En sevdiğim şey kumla oynamak.

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, mahallenin bütün çocukları etrafımı sarıverdiler. Hala biraz uzak duruyorlar. Kimsenin de sesi çıkmıyor ama olsun demek benimle oynamaya karar verdiler. Çok seviniyorum. Kuyruğumu sallamaya başlıyorum. Kimse hareket etmeyince yere uzanıp kafamı yere yapıştırıyorum ve hafif sesler çıkararak onları oyuna davet ediyorum. Kuyruğum toprağı dövüyor. Sonra birinci katın pencere parmaklıklarının arkasında o kızı görüyorum. Belki o gelip benimle oynar. Yüzünde endişeli bir ifade var. Tekrar ayağa kalkıp popomu sallayarak kıza doğru tatlı tatlı havlıyorum. Ama kıpırdamıyor. Diğer çocuklar hala sessiz ve uzak duruyorlar. Belki pis olduğumu düşünüyorlar. Belki pireli ya da hasta olduğumu. Ya da onları ısıracağımdan korkuyorlar. Bilmiyorlar mı ki biz, bize zarar vermeyenlere hiçbir şey yapmayız? Hatta bütün gece uyanık kalıp mahalleyi koruduğumu bilmiyorlar mı? Onlar sıcacık rahat yataklarında uyurlarken kaç tane hırsızı kaçırdım haberleri bile olmadan. Ben neler olduğunu anlamaya çalışırken iki adam beliriyor karşımda.  Ellerinde siyah bir şey var. Nedense bana iyi bir şeyler yapmayacaklarına dair bir hisse kapılıyorum. Tekrar yere yapışıp kuyruğumu altıma saklıyor ve acı acı inliyorum. Buna benzer adamların ellerindeki siyah şeyle bir iğne fırlattıkları arkadaşlarımın öldüğünü görmüştüm. Bunlar da o adamlardan olmasın? Neden bana kötülük yapmak istiyorlar? Birden böğrüme bir şey saplanıyor. Evet, beni de öldürüyorlar. Oysa benim tek istediğim biraz yemek ve su, biraz ilgi ve merhamet görmekti. Karanlık ve boşluk. Artık bu dünyadan gidiyorum. Kalbim kırık.

                                                           *******

Penceredeki kız şimdi size bu satırları yazıyor. O gün sadece korkmuştu. O kadından yardım istemişti evet, ama onu alıp zabıtaya götüreceğini, onun korkusunu kullanarak zavallı köpeği şikâyet edeceğini bilmiyordu. Bunlar olurken bile zabıtanın köpeği aşılayacağını ya da alıp bir barınağa götüreceklerini sanıyordu. Barınakların o canlar için nasıl berbat yerler olduğunu ise hiç bilmiyordu.

O zavallı köpeği öldürdüklerinde gözlerine inanamadı. Saatler geçtikten sonra bile sadece bayılttıklarına, birazdan gelip barınağa götürmek üzere alacaklarına inanıyordu. Ancak iki gün sonra gelip aldılar zavallı cansız bedenini. O zaman anladı asıl korkulması gerekenin insanlar olduğunu. Tıpkı yıllar sonra, dedesinin” ölüden değil diriden kork” sözünün ne demek olduğunu anladığı gibi.

Daha birkaç yıl önce, belediye sokak hayvanları kliniğinin kurulmasında ve çalışmalarında çok önemli rolü olan yabancı uyruklu veteriner arkadaşım Denizli’de yapılan toplu köpek kıyımından sonra “ben bu ülkeye boşuna çalışıyorum” diyerek kocasını, çocuğunu alıp memleketine dönmüştü. Evet, artık itlaf edilmiyor sokak hayvanları ama toplumda zihniyet değişti mi? “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek” nedir biliyorlar mı? Hayır. Hala hayvanlara tecavüz, işkence devam ediyor. Hala haramdır diye dışlanıyorlar. Elazığ depreminde onlarca insanın kurtarılmasını sağlayan bu canlara bakıp utanıyorlar mı yaptıklarından? Hiç sanmıyorum. Cana saygı sadece hayvanlarda var. Onlar gıda ihtiyaçları dışında hiçbir canlıya zarar vermiyor, keyif için öldürmüyorlar. Tokken öldürmüyorlar. Gerçekten korkulması gereken tek hayvan, insan.

Nilüfer Bekçi diğer köşe yazıları
SORUMLULUK2020-07-02 06:39:47
DOKTORALI İŞSİZLER2020-06-25 07:47:23
ÇEVREMİZİ TANIMAK2020-06-11 07:38:30
CENTRAL PARK BEŞLİSİ2020-06-04 08:01:48
DAHİ PADİŞAH2020-05-28 08:23:38
BAYRAM2020-05-21 07:39:25
ÖZLEM2020-05-14 10:02:19
BEN ANNEYİM2020-05-07 07:44:17
RAMAZAN VE 1MAYIS2020-04-30 08:17:14
 1  2  3  4  5  6  7  ...  11  12  ›  ›› 
Şuan 1 sayfadasınız, toplam 12 sayfa var.
Bu kategoride 111 adet içerik var.

Bu yazıları okudunuz mu ?
AKM Basın Yayın A.Ş | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web