Denizli 33°C
09 Ağustos 2020 - Pazar
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Emine  Çoruk

BENİM GÖZÜMDEN

Bir zamanlar şehrin birinde bebekler yürümeye başladığında ellerine koltuk değnekleri verilirmiş. Hayatları boyunca bu koltuk değneklerine bağlı kalırlar ve koltuk değnekleri yaşamlarının birer parçası haline gelirmiş. Hiç kimse neden bu koltuk değnekleri ile yürüdüğünü sorgulamazmış. Çünkü koltuk değnekleri olmadan yürüyebileceklerine inanmıyorlarmış. Ataerkil gelenek ve yaşam tarzı haline gelen yürüme şeklini kabullenmişler.

Bir gün yaşlı bir adam yolda yürürken kenarda oturmuş, avazı çıktığı kadar bağırarak ağlayan küçük bir kız çocuğunu görmüş. ‘Beni anneme götürün, annemi istiyorum!’ bağırıp ağlıyormuş. Yaşlı adam bu kız çocuğunun haykırışlarına duyarsız kalamayarak can havli ile koltuk değneklerini yere atıp küçük kızı kucaklayıp annesine götürmüş. Sonra bakmış ki koltuk değnekleri olmadan da kolaylıkla yürüyebiliyormuş.

Bu hikâyede olduğu gibi, bizlere doğduğumuz andan itibaren farkında olmadan birtakım yüklemeler, kodlamalarla olmamız istenilen kalıplara sokuluyoruz. Ataerkil alışkanlıklar veriliyor. Cinsiyetine bağlı öğretiler, insan doğar doğmaz başlıyor. Kız çocukları kalıbı şudur, erkek çocuğu kalıbı şudur diye. Kaplar ayarlıyoruz ve ona göre yetiştiriyoruz.

Erkek egemen bir düşünce sistemi ile yetiştiriliyorsak kadın pasifleştiriliyor ve kadının gücü unutturuluyor.

Oysaki kadın toplumun üreten enerjisi, yaratıcısı. Kadın yaratım enerjisidir. Yarattığı güzellik tarafından zarar görmesi, şiddete maruz kalması ne kadar acı.

Kadın ve erkek bir bütün ve ayrılamaz yapboz parçaları ise bu farkındalığa sahip nesiller yetiştirmek bizlerin görevi değil midir?

Kadına saygı gösterilsin, kadının hakkı verilsin diyorsam bunun yok olduğunu düşünüyorumdur.

Maalesef öyle yok olduğunu, verilmediğini düşünüyorum ki onu geri almak için mücadele ediyorum.

Bunun için bir mücadele gerekiyor mu? Hayır!

Var olan yok olamazsa hak aramaya gerek yok.

Kadın gücünün farkında olsun kimseye ihtiyacı yok.

Maruz kaldığını düşündüğü şeyi o yarattı ve gücünden şikâyet etmek yerine, lütfen gücümüzün farkına varalım. Bu bizde var hakkımızın farkında isek yokmuş gibi aramayız.

Arayacak bir şey yok! Bu bizim yaradılışımızda var. Mağdur değil kadınlar, sadece mağdur olduğunu düşünüyor.

Lütfen gücümüzün farkına varalım ve arayış içine girmeyelim.

Kadın aciz değil ve kendi ayakları üzerinde durabildiğinin farkına varmalı.

Bende olanı başkalarından istemiyorum. Zaten var ve farkına varıyorum, olan bu.

Lütfen arkadaşlar kendimizi, özümüzü farkına varalım ve kendi ayaklarımızın üzerinde durup, muhtaçlık psikolojisinden çıkıp yardım çığlıkları içinde acı çekmeyelim.

Onun için bir başkasından destek beklemek, kadının kendi ayakları üzerinde duramayacağının göstergesi olabilir mi acaba?

Son olarak başta anlattığım hikâyeden de alacağımız ilham ile şunu fark etmeliyiz ki, neye inanıyorsak onu yaratıyoruz.

O zaman ben şuna inanıyorum; KADIN, her zaman kendi gücünün farkında ve özgür bir varlık.

"Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!"

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Sevgiyle, hoşça ve güzelliklerle kalın…

Emine Çoruk diğer köşe yazıları
 1  2  3  4  5  6  ›  ›› 
Şuan 1 sayfadasınız, toplam 6 sayfa var.
Bu kategoride 57 adet içerik var.

Bu yazıları okudunuz mu ?
AKM Basın Yayın A.Ş | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web