Denizli 26°C
27 Ekim 2020 - Salı
Yazar hakkında | Tüm köşe yazıları
Emine  Çoruk

4 EKİM HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ

Evlendiğim sene, kalabalık geniş bir aileden çıkıp, kendimce yalnız olduğumu düşündüğüm, saate bakıp eşimin gelmesini beklediğim, dakikaları saydığım zamanlar... Koyu mavi tüyleri olan bir muhabbet kuşu almıştık, adını da Maviş koymuştuk. Evimizin neşesi, çocuğu olmuştu sanki. Eşimle birlikte onu konuşturmaya çalışıyorduk. Bazı kelimeleri söyleyebiliyordu, başarmıştık. O kadar alışmıştım ki ona, gün içinde kafesinden çıkarıp onu sevip, onunla konuşup tekrar kafesine koyuyordum. Yine bir gün sevmek için kafesini açtım. Ne olduğunu anlamadan uçtu ve balkon kapısından balkonun panjuruna kondu. O an sanki başımın üzerinden kaynar sular döküldü, ne yapacağımı şaşırdım. Şaşkınlığım geçtikten sonra yavaşça balkona çıkıp yakalamak istedim ama düşündüğüm gibi olmadı, korkup uçmaya başladı. Üzgün ve şaşkın bir şekilde nereye uçtuğuna baktım. Biraz uçtuktan sonra yolun karşı çaprazımızdaki bir apartmanın balkon demirlerine kondu. Kırmızı bluz giymiş bir kadın, Maviş’i yakaladı. O kadar mutlu olmuştum ki, Maviş’i gidip evimize geri getirecektim. Tabi bu benim düşüncemdi. Karşı apartmandan kimseyi tanımadığımız için, balkondan yola çıkarak dairenin zilini çaldım. Kapıyı kırmızı bluzlu kadın açtı. Sevinçle ‘Merhaba, benim kuşum uçtu sizin balkonunuza. Alabilir miyim?’ dedim. Kadın hiç ummadığım bir cevap verdi. ‘Ben kuş görmedim, buraya gelmedi.’ Ben de ‘Ama ben gördüm kırmızılı kolunuzu siz yakaladınız kuşumu.’ Dedim. Hala bu cümleyi nasıl söyleyebildiğimi düşünürüm. Kadın büyük bir soğukkanlılıkla ‘Hayır ben almadım, buraya gelmedi.’ diye tekrarladı. Çaresizlik ve üzüntüyle boynumu büküp eve geldim. Kapıyı kapatır kapatmaz avazım çıktığı kadar sesli sesli ağlamaya başladım. Nasıl vermez, insan nasıl bu kadar acımasız olur diye düşündüm. Ağlamaktan gözlerim şişmiş vaziyette balkona çıktım oturuyorum ve göz ucuyla karşı balkona bakıyorum bu arada.

Kadında beni izlemiş olacak ki balkona çıktı ve bana işaret etti gel gel diye. Sanki şekerini elinden aldığınız çocuğa, şekerini geri verince çocuğun yaşadığı mutluluk gibiydi benim için. Koşarak gittim ve kadın, ‘Bak sana kıyamadım, o yüzden veriyorum. Bir daha kaçırırsan kuşunu vermem.’ Dedi. Bende gülümseyerek Maviş’imi aldım ve oradan uzaklaştım.

Yine yeniden bir kuşlar yaşanmışlığı… Bu kez evlendiğimden bu yana yılda iki ya da üç kez gelen ve her geldiklerinde yuva yapan kumru zadelerden bahsetmek istiyorum. Her geldiklerinde iki üç yumurtası olan ve kuluçkaya yatan, yavrulayan kumrularla baya aile olduk. Birlikte yaşamaya alıştık bir sürü torunlarımız oldu, hepsine isimler koyuyorduk. Daha çok su isimleri; Yağmur, Damla, Deniz, Irmak, Nehir gibi. Yıllardır o kadar çok torunumuz oldu ki, artık koyacak isim bulamıyorduk. İzmir kumrular nüfusu, bizim balkondan hayata atılıyordu sanki. Elektrik kablolarına ve ağaçlara konan kumrulara acaba hangisi diye sorup gülüyorduk. Bir defasında belgesel gibi çekmişliğim de vardır. Yuvalarını yaparkenden tutun, yumurtalarının kuluçka halinden uçuş eğitimlerine kadar görüntülediğim anlar... İnanır mısınız yavrularının uçuş eğitimini anne ve baba birlikte veriyor ve bana yavrunun ilk uçuş eğitimini kameraya almak nasip oldu. Bu güzellikleri olmasına rağmen zorlukları da var tabi. Balkonumuzu temiz bırakmıyorlar ve topladıkları çubuklarla da yuva yapalım derken, kombinin içini doldurup yarısını da yere bırakıyorlardı.  Sürekli çubukları toplayıp yıkamanız gerekiyordu. Bu konudan kombinin genel bakımı için gelen görevliye bahsettiğimizde, kombiyi bozabileceğini gelmemeleri için de kombinin üzerine CD asmamız gerektiği söyledi. Bunu yaptığımızda bir daha gelmediler.

Günlerden yine bir gün, eşim Whatsapp aile gurubumuza bir fotoğraf attı. Çok güzel bir fanus içinde şirin mi şirin bir hamster. Fanus, spor odası, yemek odası, su içtiği bölümlerden oluşuyor. Eşim bunu alalım mı eve diye yazdı, çocuklar hemen evet diye cevap yazdılar. Ama ben çok şirin bulmama rağmen, hayır asla olmaz, eve fare mi getireceksin diye tepki gösterdim. Bir hamster beslemek aklımın ucundan bile geçmezdi. Eşim tamam sürekli beslemeyelim ama hafta sonu 2 gün bizde kalsın, daha sonra veririm dedi. Çok gönüllü olmamama rağmen çocuklarım için kabul ettim. İki gün kalsın görsünler istedim. Ama eşim beni tanıyordu ve eve geldikten sonra hamsterın, ailenin bir ferdi olarak kalacağından şüphesi yoktu bence. İş çıkışı, yeni aile ferdimizle birlikte eşim eve geldi. Çocuklarım o kadar mutlu oldu ki, hemen başına toplandılar. Bembeyaz, şirin mi şirin hiper aktif bir can. Adını Tontiş koyduk. İki günde o kadar alıştık ki, eşim dilinin ucuyla götüreyim mi diye sorunca çocuklar hayır diye itiraz etti. Ben de istemiyordum ve tamam kalsın dedim. Tontiş aile ferdimiz olarak kaldı.

İş bölümü yaptık. Beslenmesini ben, temizliğini eşim, sevmesini de çocuklar yapıyordu. Şaka bir yana, sevgisini paylaşmak ortaktı. Hayvan sevgisi bambaşka bir şey, ifadesi gerçekten zor. Saf, temiz, beklentisiz, içinizdeki sevgi yoğunluğunun muhteşem bir dışa aktarımı. Bu duyguyu yaşamayan anlamaz. Gel zaman, git zaman Tontişli yaşam devam etmeye başladı. Komşularım, arkadaşlarım, yakınlarım şaşırıyorlardı. Bana, senin gibi titiz bir insan nasıl fare besler diyorlardı. Ama o fare değildi, o Tontiş’ti. Artık sesimi duyunca, Tontiş dediğim anda taklalar atıyor, kafasını kaldırıyor, tepkiler veriyordu. Tuhaf bir bağ oluşmuştu hepimizle. Yemini verirken korkuyordum. O diğer bölümde iken yemini kabına koyup bırakıyordum. O kadar tatlıydı ki içimdeki sevgi yoğunluğuna engel olamadım, dokunmak istedim. Yemini yerken sırtına dokundum, sevdim onu. O ilk ve son dokunuşum oldu. İki hafta sonra, küçük oğlum okulda iken, büyük oğlum ve yeğenimle kahvaltı yapıyorduk. Tontiş diye seslendim, hareket etmedi. O kadar çok üzüldüm ki olduğum yerde oturdum kaldım. Büyük oğlum ve yeğenim de görünce çok üzüldü. Arda’ya, küçük oğluma yazmışlar. O da o kadar üzülmüş ki okulda sürekli ağlamış. Öğretmeni neden ağlıyorsun diye sorduğunda utanmış, kedim öldü demiş. Fare için bu kasar ağlanır mı derler diye. Ağlanır, sevginin boyutu mu olur? Kedi, köpek büyük, küçük… Önemli olan kurduğun bağ, sevgi yoğunluğun diye oğluma anlattım. Daha sonra Arda okuldan geldiğinde peçeteye sardık ve bahçeye gömdük. Adeta cenaze töreni yaptık. Gerçi ilk törenim değildi. Küçükken bahçeli evde yaşıyorduk ve kedilerimiz vardı. Yavruları olurdu, bazıları büyüyemez ölürdü. Bizde erkek kardeşimle bahçeye gömerdik ardından dualar okurduk, çocukluk işte. Arda neredeyse bir hafta ağladı. Ağlamaması gerektiğini, doğanın yaşamın kuralı olduğunu söylediğimde bana, ama anne ilk yakınım öldü, dedi. Söyleyecek bir şey bulamadım. Can, nefes küçücük varlığıyla kocaman yer edinmişti yüreğimizde. Bir müddet sonra unuttuk, insan oğlu unutmak için programlanmış sanki. İyi ki de öyle olmuş, yoksa üzüldüğümüz, unutmak istediğimiz anlarla nasıl başa çıkardık.

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma günüydü. Yaşamımızın bir bölümünde bize arkadaşlık eden, baktığımız hayvanların birkaçını sizlerle paylaşmak istedim. Biz onların sahibi değiliz, onlar, ortak kullanım alanımız olan dünyayı, doğayı paylaştığımız canlılar. Çoğunlukla onlar bizim değil, biz onların yaşam alanlarına giriyoruz. Bunu önlemek için ilk kez hayvan dostları, 1822 yılında İngiltere’de hayvanları korumak, insanların hayvanlara iyi davranmasını, daha iyi koşullarda beslenmesini sağlamak için hayvanları koruma birliğini kurdular. Ülkemizde Hayvanları Koruma Derneği 1908 yılında kuruldu. Aynı amaçla dernekler birleşerek Hollanda’nın başkenti Lahey’de Dünya Hayvanları Koruma Federasyonunu oluşturdular. 1931 yılında Floransa’da toplanan bu kuruluş dünya üzerinde yok olma tehdidi bulunan hayvanlara dikkat çekmek için 4 Ekim’i Hayvanları Koruma Günü ilan etti.

Tüm canlıların yaşama hakkına saygı duymak lütuf değil, görevdir…

Sevgiyle, hoşça ve güzelliklerle kalın…

 

Emine Çoruk diğer köşe yazıları
 1  2  3  4  5  6  7  ›  ›› 
Şuan 1 sayfadasınız, toplam 7 sayfa var.
Bu kategoride 68 adet içerik var.

Bu yazıları okudunuz mu ?
AKM Basın Yayın A.Ş | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web