Denizli 23°C
28 Ekim 2020 - Çarşamba
“ŞİDDET ÖNLEME VE İZLEME MERKEZLERİ ETKİLİ DEĞİL”

2016 yılından itibaren 81 ilde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri kurulduğunu ifade eden Kadın Hakları Koruma Derneği Denizli Şube Başkanı Nurten Karakış, “Erkekler tarafından şiddete uğrayan kadınlar şikâyette bulunduktan sonra evlerine gönderiliyorlar. Bu da kadının şikayetçi olduğu kişi tarafından öldürülmesine sebep olabiliyor” şeklinde konuştu.

Kadına yönelik şiddet kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan, cinsiyet eşitliğinin sağlanamamasından kaynaklanan, kadın bireylerin insan haklarını ihlal eden eylemlerden oluşuyor. Kadın Hakları Koruma Derneği Denizli Şube Başkanı Nurten Karakış konuyla ilgili gazetemize özel açıklamalarda bulundu.

Kadına yönelik şiddetin her geçen gün boyut değiştirdiği bu zamanlarda kadınlara yapılan her şiddetin toplumsal bir suç olduğunu belirten Nurten Karakış konuyla ilgili, “Ülkemizde 6284 sayılı yasanın uygulanmaması ve İstanbul Sözleşmesi'nin iptal edilmek istenmesi bu tür suçların önünü açıyor. Haklı şiddet yoktur. Kadına ve çocuğa yönelik uygulanan her türlü şiddet insan haklarının ihlal edilmesinin göstergesidir. Kimsenin başka bir kimseye baskı ve şiddet uygulamasının bir bahanesi ve gerekçesi yoktur, olamaz.

“ŞİDDET ÖNLEME VE İZLEME MERKEZLERİ ETKİLİ DEĞİL”

2016 yılından itibaren 81 ilde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri kuruldu. Aynı zamanda kadına yönelik şiddeti önlemek için Büro Amirlikleri kuruldu. Bu kurumlarda çalışan personellerin herhangi bir kurs ya da eğitim almadan göreve getirilmelerini tehlikeli bulan Karakış, “Bu kurumları verimli bulmuyorum. Özellikle kolluk kuvvetleri tarafından çoğu zaman geri gönderilen şiddet mağduru kadınlara “kocandır döver de sever de” cümlesi oldukça sık kullanılıyor. Erkekler tarafından şiddete uğrayan kadınlar şikâyette bulunduktan sonra evlerine gönderiliyorlar. Bu da kadının şikayetçi olduğu kişi tarafından öldürülmesine sebep olabiliyor” şeklinde konuştu. 

Kurulan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’ne kadınların ulaşma imkanlarının olmadığını söyleyen Karakış, “ŞÖNİM'lere kadınların ya da şiddete uğrayan kadınların ulaşması ise oldukça zor. ŞÖNİM'ler emniyet güçleriyle birlikte hareket ettiklerini söylüyorlar. Fakat orada bulunan görevli kişilerin önce kurslardan geçerek şiddete uğrayan insanlara nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmeleri lazım. Türkiye'de ekonomik özgürlüğü olan kadınlarımızın sayısı oldukça az. Yine ailesi tarafından destek gören ve gördüğü şiddet karşılığında ailesine sığınan kadınların sayısı çok az.

“KIZ ÇOCUKLARINA EVLENECEK DİYE ÇEYİZ BİRİKTİRİLİRDİ”

Şiddete çocuk yaşta maruz kalan kadınlar toplumda özgüvensiz ve ekonomik özgürlüğü olmayan bireyler olarak tanımlanıyor. Eski zamanlarda erkek çocuklarına okusun diye para biriktirildiğini ve kız çocuklarına ise evlenecek diye çeyiz biriktirildiğini belirten Karakış, “Özellikle kız çocuklarımızın hayalleri var. Öğretmen, hemşire, doktor olmak istiyorlar. Çocuklar yaşamak istiyor. Çocuk istismarını teşvik edici her türlü yasaya karşıyız. Çocuklara yapılan cinsel istismar ya da uygulanan şiddet bir haksızlıktır. Çocuklar dünyaya gelirken, istismarcıları ile evlenmek için gelmediler.  Çocukların tacizcileri ya da tecavüzcüleri ile evlenmek zorunda bırakılmaları toplumsal bir suçtur. Oyuncak bebekleri ile oynaması gereken çocuklar o yaşlarda anne olmak zorunda bırakılıyor ve yaşama hakları ellerinden alınıyor. O çocuklar ömür boyu psikolojileri bozuk bir şekilde yaşamak zorunda değiller” ifadelerinde bulundu.

KADININ, KADINA UYGULADIĞI ŞİDDET

Özellikle sosyal medya platformlarında kadınlar, erkekler tarafından şiddete uğrayan ya da öldürülen kadınlar hakkında nefret söylemleri ortaya çıkarıyorlar. Örneğin Pınar Gültekin cinayetinde sosyal medyada kadın kullanıcılar Cemal Metin Avcı tarafından vahşice öldürülen Pınar’ı suçladı. ‘Ne işi vardı evli adamla’ şeklinde söylemlerde bulundular. Konuyla ilgili Karakış, “Özel hayat mahremiyeti denilen bir şey var. Pınar’ın evli bir erkek ile birlikte olması hiç kimseyi ilgilendirmez. Burada odak noktası Pınar’ın korkunç bir şekilde öldürülmesi olmalı. Her ne olduysa aralarında bunun karşılığı ölüm olmamalıydı. Bu düşünceler aracılığıyla erkekler biz kadınları kendilerine ait bir mal gibi konumlandırıyorlar. Her birey kendi yaşamından sorumludur. Türkiye Cumhuriyeti erkeklere olduğu gibi kadınlara ve çocuklara da kendilerine ait bir kimlik verdi. Her bireyin bir kimliği var bunu hiç kimse alamaz” şeklinde konuştu.

KADES

Şiddete uğrayan kadınların çoğunun okur yazar olmadığı ya da gerekli imkanlara sahip olmadığı biliniyor. Alınan verilere göre KADES uygulamasını 24 bin 548 kişi indirdi. 2018 yılının ilk 4 ayında ise 51 bin 361 kadının müracaatı alındı. Bu rakamların çok ciddi ve korkunç olduğunu ifade eden Karakış,” KADES uygulamasına girmek için öncelikle okur yazar olmak gerekiyor. Ayrıca her kadında akıllı telefonun olmadığını biliyoruz. Şiddete uğrayan kadınların çoğunun imkanları kısıtlı. ŞÖNİM ve benzeri kurumlara şikayetçi olmak için giden kadınlar evlerine geri döndürülüyor. Hatta çoğu zaman bu kurumlara başvurdu gerekçesi ile yolda eşleri tarafından yine şiddete uğruyor ya da öldürülüyor. Bunun önüne geçebilmek için öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal devlet olarak İstanbul Sözleşmesi’ni kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadını koruma açısından iptal etmemesi gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi’nin devam etmesi gerekiyor. KADES ve benzeri uygulamalara ya da kurumlara ekonomik sebeplerden dolayı başvuramayan binlerce kadın var. Bu kadınların topluma kazandırılmaları ve ekonomik özgürlüğe kavuşturulmaları gerekiyor. Şiddete maruz kalan kadınlar herhangi bir destek kurumuna gittiklerinde birçok evrak isteniyor. Evraklar tamamlandıktan sonra o kadınlar yine evlerine, şiddet gördükleri kişilerin yanına gönderiliyor” şeklinde belirtti.

İstanbul Sözleşmesi Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi olarak biliniyor. 2011 yılında İstanbul’da imzalanan bu sözleşme kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık konularında bu güne kadar yapılmış en kapsamlı tanımlamaları içeriyor. İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesinin taraftarı olmadığını söyleyen Karakış konuyla ilgili, “Kadına yönelik her türlü ayrımcılığın önünde biz kadınları koruyan bir sözleşme olduğunu biliyoruz. 6284 sayılı yasayı rafa kaldırdıkları için ve hiç uygulamadıkları için şiddet ve cinayet sayısı her geçen gün biraz daha artıyor. Bu suçlar karşısında yaptırımların düzgün uygulanması sonucunda şiddetin azalacağı hakkında inancımız tam. Ceza evlerinden çıkan kişiler dışarı çıktıklarında tekrar suç işliyor, insan öldürüyorlar. Bu kişilerden biri kızının gözlerinin önünde annesini öldürdü. Bir diğeri eşini, kızını ve sonra da kendisini öldürdü. Bu tarz insanların kesinlikle eğitilmesi gerekiyor. Aile içi eğitim her şeyden önemlidir. Kadına ve çocuklara karşı, hem cinslerine karşı duyarlılığı arttıran bir eğitim olmalı. Çocuklar öğrenerek büyürler. Bu da şiddetin sürekliliğini gösterir” şeklinde konuştu.

MİLLETVEKİLİNİN DOKUNULMAZLIĞI VAR!

Geçtiğimiz günlerde HDP Milletvekili Tuma Çelik tecavüz ile anıldı. Partiden ihraç olunan Tuma Çelik’in dokunulmazlığının kaldırılması için hazırlık komisyonu kuruldu. Konuyla ilgili Karakış, “Bir milletvekilinin bir çocuğa ya da kadına cinsel istismarda bulunmasının sonucu çok ağır olmalı. Bir kişi başka bir kişiye, çocuğa ya da hayvana cinsel istismarda ya da şiddette bulunuyorsa bunun yaptırımı çok ağır olmalı. Milletvekilinin dokunulmazlığı var. Milletvekili partiden ihraç olunca bu bir yaptırım sayılmıyor. Okulların kapanması ile birlikte çocuk istismarlarının sayısı oldukça azaldı. Bu istismarları öğretmenlerden duyuyorduk. Çocuk annesine ve babasına anlatamayınca öğretmenine anlatıyor. Babası tarafından şiddete maruz kalan, istismar edilen çocuklar annelerine anlatamıyorlar. Pandemi sebebiyle Kur’an kurslarına gitmeyen çocuklardan haber almıyoruz. Çünkü bu kurslara gitmiyorlar. Gitmedikleri için de istismara maruz kalmıyorlar. Aslında burada veri alacağımız bir taban yok. Şiddetin ortaya çıkmasında başlıca üç etmen var. Bunlar yoksulluk işsizlik ve ise eğitimsizliktir. Türkiye Cumhuriyeti sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirdiği zaman, işi olmayana iş, ekmeği olmayana aş, eğitime gidemeyenlere eğitim verdiği sürece şiddet vakaları azalacaktır. Basında genelde gazetenin ikinci sayfalarında iki kişi öldü gibi ibareler yer alıyor. Fakat bunun değiştirilmesi gerekiyor. 'Pınarı cemal öldürdü' şeklinde yazılmalı. Bu şekilde yazıldığında katilleri aklamış olmaktan vazgeçip, onları suçlamış oluruz” ifadelerini kullandı.

KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR!

Kadınlara ve çocuklara yapılan bu haksızlığın önüne bir an önce geçilmelidir. Örneğin genel evde çalışan bir kadına devlet sertifika veriyor. Mesleği yapmasını meşrulaştırıyor. Fakat burada çalışan bir kadın öldürüldüğünde arkasında duracak bir devlet ya da bir kişi onun haklarını savunacak kimseyi göremiyoruz. Ülkemizde sadece siyaset ve politika yapılıyor. Koltuklarının elden gitmesini istemiyorlar. İl İnsan Hakları Kurulu'nda ve Hasta Hakları Kurulu'nda da aynı şeyleri savunuyor ve söylüyorum. 37 yıldır hiçbir beklentim olmadan gönül verdim bu işe. Çocuklara ve kadınla kıyamıyorum. Gözleri önünde annesinin şiddete uğradığını gören çocuklarda kalıcı hasarlar oluşuyor. Bu çocukların psikolojik destek görmesi için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Çocukların topluma kazandırılması gerekiyor” şeklinde konuşarak sözlerini tamamladı.

Fatma TEKEŞ-ÖZEL HABER

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler ; güncel haber haberler

Bunları gördünüz mü ?
AKM Basın Yayın A.Ş | 2016 - Tüm hakları Saklıdır. | Şanlısoy Web